|
Mehmet SOĞANCI
:
Değerli arkadaşlar tekrar hoş
geldiniz diyorum. Kongremizin ilk paneli “Yapı Denetim Mevzuatı
ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar” panelini başlatıyorum.
Makina Mühendisleri Odası olarak “ülke ve toplum yararına
sağlıklı, planlı, güvenli yapıların gerekliliğinin
denetleneceği bir yapı denetimi istiyoruz” sözünden
hareketle Kongre Düzenleme Kurulumuz yapıların nasıl denetleneceğinin
tartışılacağı böylesi bir paneli oluşturma kararı aldı.
Biz bu tartışmalara başladığımızda,
ülkede 10 Nisan 2000 tarihinde 595 sayılı yapı denetimi hakkında
kanun hükmünde kararname yayınlanmıştı ve tartışmalar esas
itibari ile bu kanun hükmünde kararname üzerinde olacak idi.
Ancak Türkiye’de, bana göre kuralsızlığın hakim olduğu bir
sistem içerisinde, bu kanun hükmündeki kararname Mayıs 2001’de
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Daha sonrada meclisten
4708 sıra sayısıyla yapı denetimi hakkında yasa yürürlüğe
girdi. Makina Mühendisleri Odası konunun bağımsız platformlarda
enine boyuna tartışılması iddiasında olan bir örgütlenme.
Konunun taraflarını bugün bu masaya toplamaya çalıştık.
Bu kürsüler bağımsız kürsüler,
demokratik kürsüler, sözü olan bütün arkadaşlarımıza açık
kürsüler. Panelde konuşmacı dört arkadaşımız var. Ancak beşinci
bir arkadaşımız daha var o da salon. Bu paneli salonda ki arkadaşlarımıza
da yeterince soru ve söz söyleme hakkını vererek süresi içinde
bitirmek gibi bir niyetimiz var. Sözü uzatmadan ben hemen size
panelistleri tanıtmak isterim.
Konuşma sırasıyla; bana göre
en sağımda oturan, Sayın Nurettin ÇELİK, 1940 yılında
Sivas’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini 1957’de
Sivas’ta tamamladı. İ.T.Ü Teknik Okulu Makina Bölümünden
1962 yılında makina mühendisi olarak, bir meslektaş büyüğümüz
olarak mezun oldu. Mezuniyetini takiben Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda
tesisat kontrol mühendisi olarak görev aldı. Askerliğini 1963-65
yılları arasında tamamladıktan sonra Karayolları Genel Müdürlüğü’nde
çalışmaya başladı. 1980 yılına kadar değişik pozisyonlarda
görev aldı. Özel sektöre geçti. 1985 yılında tekrar
Karayolları Genel Müdürlüğü’nde müfettiş olarak çalışmaya
başladı. Müfettiş, başmüfettiş ve teftiş kurulu başkanı
olarak görevine devam ederken 1999 yılı sonunda Bayındırlık ve
İskan Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu üyeliğine naklen atanmıştır.
Halen bu görevini yürüten sayın Nurettin ÇELİK evli ve üç çocuk
babasıdır. Bugün Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yüksek
Fen Kurulu adına görüşlerini açıklayacak ve özellikle yasayı
tanıtmaya çalışacak.
Daha sonraki konuşmacımız Sayın
Fügen SELVİTOPU. Kendisi mimar. İzmir doğumlu. İ.T.Ü
Mimarlık Fakültesi’nden 1980 yılında mezun oldu. 1981 yılında
İzmir Belediyesi’nde göreve başladı. 1985 yılından beri İzmir
Büyükşehir Belediyesi’nde İmar Müdürü olarak görev
yapmaktadır ve 1985 yılından öncede, kendisiyle az önce konuştuk,
epeyce uzun bir süredir tüm yapı ve yapı denetimi mevzuatlarına
hakim ve belediyede mevcut yasayı da, karşılaşacakları sorunları
da burada sanıyorum dillendirecek.
En solumda Sayın Güney
DİNÇ. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu. 1961 yılından beri
İzmir’de avukat olarak çalışmakta. 1980-1984 yılları İzmir
Barosu Başkanı idi. 1985-1990 yılları arasında Türkiye Barolar
Birliği Yönetim Kurulu Üyeliğinde bulundu. Hukuk ve edebiyat
alanında yayınlanmış 6 kitabı var. Halen Makina Mühendisleri
Odası İzmir Şubemizde ve Odamızda Hukuk Danışmanı olarak görev
yapmakta.
Hemen sağımda Sayın Kaya
GÜVENÇ; birlik başkanımız. 1945 yılı Osmaniye doğumlu.
1967 yılında Makina Yüksek Mühendisi olaak mezun oldu, kamu ve
özel sektörde uzun seneler çalıştı. Ancak esas özelliği 30 yıldır
TMMOB örgütünün çeşitli kurullarında görev yapmasıdır sanırım.
Mayıs 2000’den bu yana TMMOB Başkanlığı’nı yürütüyor.
Ben sözü ilk önce Sayın
Nurettin Çelik’e vermek istiyorum. Buyurun efendim. Bu yasa
nedir? Ne değildir? Bize çok yararlı mıdır? Aksayan yönleri
daha yayınlanır yayınlanmaz ortaya çıkmış mıdır? Çıkacak
mıdır? Söz sizde buyurun.
Nurettin
ÇELİK (Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu Üyesi)
:
Teşekkür ederim. Değerli
meslektaşlarım, kıymetli konuklar hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu muhteşem organizasyonu düzenleyen, üyesi bulunmaktan onur
duyduğum Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin değerli
yönetici ve görevlilerini de kutluyor ve teşekkürlerimi de
sunmak istiyorum.
Muhterem delegeler, tamamına
yakını yeryüzünün en aktif kuşaklarında bulunan ülkemiz
topraklarında tarih boyunca çok sayıda depremler olmuş, her
defasında büyük ölçüde can ve mal kaybı meydana gelmiştir.
Ne zaman meydana geleceği önceden belirlenemeyen, acımasız doğal
afetlerin meydana getirebileceği tahribata karşı can ve mal güvenliğinin
sağlanabilmesi için o günün devlet idarecilerince çeşitli
yasal düzenlemeler yapılmış ise de ülkemiz içinde bulunduğu
bu hızlı nüfus artışı, ekonomik ve sosyal değişimler buna bağlı
olarak artan nüfus hareketleri, plansız, sağlıksız, kalitesiz
ve çarpık yapılaşmayı beraberinde getirmiş, siyasi etkiler ve
popülist yaklaşımlar nedeniyle de gerekli denetim yapılamadığı
için istenen yapı güvenliği bir türlü sağlanamamıştır.
Ancak yakın tarihimizin en büyük
doğal afetleri olarak nitelendirilen ve acıları hala yüreklerimizin
derinliklerinde yaşayan 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde
meydana gelen Marmara ve Düzce depremlerinde 18.373 insanımız
hayatını kaybetmiş, 48.900 kişi yaralanmış, 376.600 civarında
yapı çeşitli derecelerde hasar görmüş veya yıkılmıştır.
Bu acı ve korkunç sonuç can ve mal güvenliğinin sağlanmasında
zaten arayış içinde bulunan Bakanlığımızca bir durum değerlendirmesi
yapılarak yeni bir mevzuat düzenlemesi ihtiyacını ortaya koymuştur.
Buradan hareketle yapı
projeleri ve uygulamalarını denetlemekle görevli ilgili
idarelerin özellikle uygulamayı hiç denetleyemedikleri gerçeğinden
hareketle fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun, can ve mal güvenliğini
sağlayacak, kaliteli yapı üretimi için gerekli denetim düzenlenmesi
düşünülmüş ve bu bağlamda Bakanlığımızca hazırlanan 595
Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
uygulamaya konulmuştur. Bu düzenleme ile adına kısaca TUS
denilen, diplomasından başka hiçbir kriteri aranmayan ve
mesuliyetini üstlendiği yapının yerini dahi bilmeyen denetim
elemanları yerine daha örgütlü, tüzel kişiliğe haiz yapı
denetim kuruluşları ikame edilmiştir. Ancak 10 Nisan 2000
tarihinde resmi gazetede yayımlanan ve 10 Temmuz 2000 tarihinde yürürlüğe
giren 595 sayılı KHK ve buna dayalı olarak hazırlanan yapı
denetimi uygulama yönetmeliği 27 pilot ilde uygulanmaya başlanmıştır.
Bakanlığımızın yoğun ve
ciddi takibiyle yapı denetim konusunda büyük mesafe alınmıştır.
Bu sırada aksayan hususlar tespit edilmiş ve deneyimler kazanılmıştır.
Uygulamaya devam edildiği sırada bu KHK’nın revize edilerek
kanun haline getirilmesi çalışmalarına başlanmış iken Anayasa
Mahkemesi’nin 26 Mayıs 2001 tarih ve 24413 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanan 24.05.2001 günlü 2000/35 esas 2001/90 sayılı
kararı ile iptal edilmiştir. 595 Sayılı KHK’nın iptaline müteakip
elde edilen kazanımların boşa gitmemesi ve meydana gelen yasal boşluğun
doldurulması için Bakanlığımızca yeni bir yapı denetim kanun
tasarısı hazırlanarak TBMM’ne intikal ettirilmiştir.
Meclis Genel Kurulunda görüşülen
kanun tasarısı 4708 sayılı yapı denetimi hakkında kanun adıyla
13 Temmuz 2001 tarih ve 24461 sayılı resmi gazetede yayınlanmış
ve 13 Ağustos 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Buna dayalı
yapı denetimi usul ve esasları uygulama yönetmeliği de 12 Ağustos
2001 tarih ve 24491 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 13 Ağustos
2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun kapsadığı yapı
denetimi alanında ihtiyacı karşılayacak güçte bir kanun
olmakla beraber unutmamak gerekir ki kanunlar ne kadar mükemmel hazırlanırsa
hazırlansın amacına ulaşabilmesi için ilgili her kesim tarafından
desteklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle yapı denetimi kanunu da başta
ilgili idareler olmak üzere denetim göreviyle ilgili sorumlu kişi
ve kurumlarca desteklenmesi halinde amacına ulaşacaktır. Buna
inandığımızı ifade etmek istiyorum.
Yapı denetiminde söz konusu
ve en önemlisi can ve mal güvenliğinin sağlanması olduğuna göre
bir birinden ayrılmaz bu iki varlığın korunması için elden
gelen tüm çabanın herkes tarafından gösterilmesi gerekmektedir.
Halen 19 pilot ilde uygulanması istenen ve teşkilatlanmakta olan
yapı denetim kuruluşları ile bunların işlem ve faaliyetleri
Bakanlığımızın adına yapı denetim komisyonu tarafından
denetlenecek ve gerektiğinde bu komisyon denetim elemanlarına
meslek içi eğitim ve faaliyet programları düzenleyecektir. Bir yıla
yakın bir süreyle uygulanan ve yapı denetimi konusunda büyük
mesafe alınmasını ve deneyim kazanılmasını sağlayan ve daha
sonra iptal edilen 595 sayılı KHK uygulamaya konulduğu sırada bütün
unsurları ile sizlere tanıtılmıştı. Yabancısı olmadığınız
yapı denetim mevzuatını bu defa bazı değişiklikleri ile 4708
Sayılı Kanun kapsamında yaşayacağız.
Bu nedenle kanunu bütün
unsurlarıyla tanıtmak yerine 595 Sayılı KHK ile bir karşılaştırmasını
yapmayı daha faydalı görüyorum. Gerek 595 Sayılı KHK ve
gerekse 4708 Sayılı Yapı Denetimi hakkında kanunla amaç aynıdır.
Amaç kanunun 1. maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır. Bu
kanunun amacı, can ve mal güvenliğini teminen imar planına, fen,
sanat, ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı
yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı
denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Kapsamında
bazı değişiklikler bulunan bu iki ayrı yapı denetimi mevzuatını
şöyle bir mukayese etmek istiyorum. 595 sayılı KHK’ de
kapsamda bir istisna konulmuştu, bu durum hariç tek katlı ve yapı
inşaat alanı 180 m2’yi geçmeyen müstakil yapılar
595 kapsamında değildi. Yani, yapı denetimine tabi olmuyordu bu
kriterdeki yapılar. Ancak 4708 Sayılı Yasada bu istisna kaldırılmıştır.
Buradaki istisna 4708’de 595’te de zaten mevcuttu. Birincisi
kamu yapıları ikincisi de ruhsata tabi olmayan yapılar. Bunun dışında
bütün yapılar bu kanun kapsamındadır. 595 sayılı KHK’de il,
ilçe ve yapı denetim üst komisyonları gibi komisyonlar oluşturulmuştu.
4708 sayılı yasada sadece bir komisyon mevcuttur, o da bakanlık
nezdinde yapı denetim komisyonudur. Yine 595’te en çok eleştiriye
maruz kalan yapı denetimi hizmet bedelleriyle ilgili olan ve
595’te uygulanabilir oranlar olarak gösterilen %4 ile %8 arasındaki
oranlar yeni düzenlemede yani 4708 sayılı yasada düşürülmüş,
%3’e kadar indirilmiş, 2 yıllık süre için %3 kabul edilmiş,
bunun altında daha kısa zamanda yapılabilecek yapılar için oran
her 6 ay için %5 indirilmiş, 2 yıldan fazla sürecek yapılarda
ise her 6 ay için bu oranlar %10 artırılarak uygulanmak üzere düzenlenmiştir.
Yine 595 sayılı KHK’de zorunlu mali sorumluluk sigortası
konulmuştu.
Zorunlu mali sorumluluk
sigortası bu yeni düzenlemede uygulanabilirliği Türkiye şartlarında
olmadığından kaldırılmıştır. 595’te denetim elemanları için
kullanılan uzmanlık sıfatı mevcuttu, bu sıfatın 601 Sayılı
KHK ile kaldırılmış olması nedeniyle kullanılabilme kabiliyeti
kalmadığından uzmanlık yerine denetçi mimar ve mühendislik
unvanları getirilmiştir. Yine 595’te yapı denetimi uygulanmasının
27 ilde, 27 pilot ilde düzenlenmesi getirilmişti. Bu yeni
uygulamada biraz daha aşağı çekilerek bazı iller kapsamdan çıkarılmış
ve uygulama alanı olarak Türkiye’de 19 il tespit edilmiştir.
Yapı denetim kuruluşlarında sermaye ile ilgili olarak en az
kuruluş sermayesinin %51’inin uzman mühendis veya uzman
mimarlara ait olması hükme bağlanmıştı. Bazı karışıklıklara
ve sorunlara neden olduğundan bu düzenleme 4708 Sayılı Yasada
kuruluş sermayelerinin nama yazılı olması ve tamamının, oranı
belirtmeksizin tamamının denetçi mühendis veya mimarlara ait
olması esası getirilmiştir.
595 sayılı KHK’da yalnızca
yapı denetim kuruluşları ile, bu kuruluşların uzman mühendis
ve mimarlarına kusursuz sorumluluk getirilmiş, proje müellifi yapı
müteahhitlerine ise kusurlarının kanıtlanması halinde rücu
edilebileceği ve yapının taşıyıcı sistemi için sorumluluk süresi
10 yıl olarak hükme bağlanmıştı. Bu yeni düzenlemede 4708 sayılı
yapı denetimi hakkında kanunda yapı denetim kuruluşları denetçi
mimar veya mühendisleri ile proje müellifleri, laboratuar görevlisi
ve yapı müteahhitlerinin kusurları oranında sorumluluk getirilmiş,
yapının taşıyıcı sistemi için sorumluluk süresi 10 yıldan
15 yıla çıkarılmıştır. Diğer bölümler için sorumluluk süresi
olarak belirlenen 2 yıl aynen muhafaza edilmiştir. Yapı müteahhidinin
mimar veya mühendis olmak kaydıyla şantiye şefi çalıştırmak
yükümlülüğü mevcuttu 595’te. Şantiye şefi çalıştırma yükümlülüğü
imar konusuyla da uyumlu olması bakımından bu yasada gösterilmemiş,
konulmamıştır. 595’te yapı ruhsatı alınması sırasında yapı
sahibi ile yapı müteahhidi, yapı müteahhidi ile şantiye şefi,
yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi arasında üç adet sözleşme,
mali sorumluluk sigortası poliçesi ve primlerinin ödendiğine
dair belgeler istenmekteydi. Bu formaliteler bir miktar daha azaltılarak
4708 Sayılı Yasada zaten mali sorumluluk sigortası söz konusu
olmadığı için kendiliğinden kalkmış, ruhsat aşamasında yalnızca
yapı sahibi ile yapı müteahhidi arasında sözleşme ve yapı
denetim kuruluşundan taahhütname istenmesi gibi azaltılmıştır.
595 sayılı KHK’de cezai hükümler konulmamıştı, kararname
olmasından dolayı, 4708 sayılı Yasada yapı denetim kuruluşlarının
mimar ve mühendislerine, deney yapan laboratuar görevlilerine ağır
cezai müeyyideler konulmuştur. Yine 595 sayılı KHK’de yapı
denetim kuruluşları sınıflara ayrılmıştı; A, B, C sınıfları
vardı. 4708 sayılı yasada sınıflandırma kaldırılmıştır.
595 sayılı yasada hak edişlerin, yapı denetim hizmetlerine ait
hakedişlerin ödenmesi için konulan 15 günlük süre vardı. Bu süre
kanunda 7 güne indirilmiştir. Yine 595 sayılı yasada sicillerle
ilgili hükümler, sicil raporları biraz evvel anlattığım
komisyonlarca düzenleniyordu. 4708 sayılı yasada sicil raporlarının
ilgili idarelerce tutulması hükmü getirilmiştir.
Benim sizlere karşılaştırmalı
olarak takdim ettiğim yapı denetimi mevzuatı umarım kanunda
uygulanacağı gösterilen 17 ilde başarıyla sürdürülür. Tabi
başarılı olması için ilgili herkes tarafından öncelikle
ilgili idareler tarafından desteklenmeye ihtiyacı vardır. Başarılı
olunduğu takdirde elbette ki kusurları da, eksikleri de görülecektir.
Bu kusurları ve noksanları da tamamlanarak Türkiye genelinde
uygulanabilecek daha kapsamlı, daha ihtiyaçları karşılayabilir
bir yapı denetimi mevzuatı ortaya konulacaktır. Beni dinlediğiniz
için teşekkür eder saygılar sunarım.
Mehmet SOĞANCI :
Biz teşekkür ediyoruz Sayın
ÇELİK’e. Tam süreyi 20 dakika olarak kullandık. Ben şimdi sözü
Fügen Hanım’a vereceğim. Uzun bir süredir İmar İşleri Şube
Müdürü olarak çalışıyor. Sanıyorum Türkiye’de kuralsızlık
hakim olduğu için çok sayıda mevzuatla haşır neşir oldu.
Ancak 595’e alışmışlardı, o iptal oldu. Buyurun efendim nedir
bu yasanın size getirdikleri ya da götürdükleri?
Fügen SELVİTOPU ( İzmir
Büyükşehir Belediyesi İmar İşleri Müdürü )
Teşekkür ederim. Öncelikle
değerli katılımcılar sizi saygıyla selamlıyorum. Makina Mühendisleri
Odası ilk panel duyurusunda belediyenin 595 sayılı KHK ile ilgili
görüşleri ve çıkan sorunlar hakkında bilgi vermemizi talep
etmişti. Ancak hepinizin de bildiği gibi bu süreç içinde önce
yasa iptal oldu, arkasından yeni bir yasa ortaya çıktı ve
belediyeler ne gibi sorunlarla karşı karşıya geldiler? Ben öncelikle
bunlarla ilgili bir açıklama, bir özet yapmak istiyorum.
10 Nisan 2000 tarihi itibari
ile 595 sayılı KHK’nin yayınlanması ile birlikte belediyelere
yoğun bir ruhsat müracaatı oldu. O günden bugüne kadar da işin
açıkçası belediyeler ruhsat vermekle uğraştılar; özellikle
imar bölümleri. İlk önce kararname anlaşılmaya çalışıldı,
onun yönetmeliği bununla birlikte 20 tane genelge yayınlandı. Bu
aşamadaki en büyük sorun KHK’nin bir yasa değişikliği şeklinde
ele alınmamış olması nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu ve Yönetmekleri
ile ilgili olan çelişkisi ve bunların nasıl çözüleceği idi.
Bu uygulamada Büyükşehir Yönetmeliği ile ilgili olan çelişkilerde
ortaya çıktı ve bu uygulamada sürekli tereddüt yarattı. Bakanlığa
görüşler soruldu, seminerler düzenlendi, bakanlıktan gelen görüşler
bazen genelgelerle çelişti yani epey bir karmaşa ortamı geçti.
İlk müracaat 10 Nisan’dan itibaren 15.09.2000’e kadar 3194 sayılı
yasaya göre biz ruhsatları verdik. Bu aşamadaki ilk sorun imar
durumu tarihi ve ruhsat müracaat tarihi yönünden hangi dosyanın
hangi yasaya göre değerlendirileceği, ikinci sorun da ilave inşaatların
ya da tadilat ruhsatlarının yada ruhsat yenilemelerinin hangi
yasaya göre yapılacağıydı. Yani kanun hükmünde kararnameye mi
yoksa 3194’e göre miydi? Bu konuda yayınlanan genelgeler yine
dediğim gibi KHK’nin bazen kendisiyle çelişti, bazen bizim yönetmeliğimizle
çelişti. Açıklamalarda birtakım sorunlar yaşadık. Zaten buna
alışmaya çalışırken KHK iptal oldu.
Biz de bu aşamada İzmir
genelinde dokuz ilçe olarak söyleyeyim 881 tane 3194 sayılı
Yasaya göre yeni inşaat ruhsatı verildi. 15.09.2000 tarihine
kadar eldeki dosyalar temizlendi ve yapı denetim yürürlüğe
girdi. Tekrar onunla ilgili bir takım problemler ortaya çıkmaya
başladı. Daha önce fenni mesul olarak gördüğümüz kişiler
yapı denetim şirketi olarak karşımıza geldiler. Kararnamenin
uygulanmasında bir takım sorunlardan ötürü çeşitli anlaşmazlıklarımız
da oldu. Ama bunlar üzerinde şu an durmayacağım. Ama bizim bu aşamada
yapı denetim şirketlerinin çalışması açısından tespit ettiğimiz
iki önemli eksiklik vardı. Bütün hepsi için değil tabi, bir kısmı
için konuşuyorum. Birincisi yapı denetim şirketlerinin yarıdan
fazlası proje denetiminde gerekli hassasiyeti göstermiyordu. Yani
tüm projeler bir birleriyle bağlantılı olarak denetlenmiyordu.
Mimari projeyle betonarme projeleri arasında uyumsuzluklar karşımıza
çıkıyordu. Hatta bazı belediyeler yapı denetim şirketlerinden
gelen projeleri güvenemeyip bir de meslek odası denetimine bile
yolladıkları oldu. Tabi biz belediye olarak, işin açıkçası
makina ve elektrik projelerini çok detaylı inceleyemedik, bu dönemde.
Bizim fark ettiğimiz mimari ile betonarme arasındaki farklılıklardı
ki, diğer makina ve elektrik projeleri ile mimari projeler arasında
da farklılıklar olduğunu tahmin ediyoruz. Yapı denetim kuruluşlarının
bazıları bunu bu detayda incelemeyi belki de önemsemediler. İkinci
eksiklik ise yapı denetim hesabına denetlenecek bölümün parası
yatmadan inşaatın devamına izin verilmemesi gerekiyordu. Ama buna
hiç dikkat edilmedi. Yani sadece İzmir’in 9 ilçesinde değil,
İl Denetim Komisyonuyla ilçelerde yaptığımız denetimlerde de
hiçbir yapı denetim şirketi, buna hemen hemen %90’ı
diyebilirim, dikkat etmiyordu. Bir kere yani inşaatın devam ettiğini
belediyeye bildirmiyordu belediye olayı hakediş olayı sırasında
fark ediyordu ve hakkedişin örneğin temelin yani su basman
seviyesinin ilk hakkedişine geldiklerinde binanın kaba inşaatının
bitmiş olduğunu görüyorduk veya hatta hele iki katlı binalarda
bazen neredeyse yapı kullanma izni seviyesine gelmiş olduğunu
bile tespit ediyorduk. Biz 595 ile ilgili bu sorunlar, bu
problemlerle uğraşırken kanun hükmünde kararname iptal oldu. Bu
seferde 595’e göre ruhsatlandırılmış dosyaları 3194’e dönüştürmek
için yeniden bir çaba başladı. Yapı denetim şirketleri işi bıraktılar.
Mahallinde yapıların durumları tespit edildi, tutanaklar tutuldu,
tekrar fenni mesul, dörtlü fenni mesul sistemine geçildi. Fenni
mesul taahhütname tayin kabul dilekçeleri alındı. Bu aşamada
yapı denetim şirketleri ile yapı sahipleri arasında birtakım
problemler ortaya çıktı. Bir takım evraklar tamamlanmaya çalışıldı
ama ben bütün belediyelerde bu dosyaların halen tam olduğundan
da emin değilim. Yani bütün bu belgelerin tamamlanıp da dosyaya
dörtlü fenni mesullük sistemine tam olarak geçildiği konusunda
da net olarak emin değilim. Bu aşamada 595’e göre İzmir’de
yaklaşık 345 tane yeni inşaat ruhsat aldı. 595’in iptali ile
tekrar bu sefer 3194’e göre yoğun bir ruhsat müracaatı başladı
ve 4708’in çıkmasıyla birlikte bu büyük hız kazandı.
28.08.2001 tarihinde bu kaos bitti, tamamen durdu. O aşamada da
ikinci aşamada verilen ruhsat sayısı yaklaşık 788’i buldu. Şu
ana kadar 4708’e göre başvuru olmadı ya da bana bu konuda bir
bilgi gelmedi. Şimdi bu süreci hep birlikte yaşadık.
Burada kısa bir özet
yaparak belediyeler açısından ben durumu açıklamak istedim. Hatırlatmak
istedim daha doğrusu. Çünkü 595 sayılı yasada KHK’de, yönetmeliklerde,
yeni çıkan yasada hepsinin yayınlanış gerekçelerine baktığınız
zaman yapı kalitesi ve yapının ruhsatın ilk projesinden inşaatın
bitirilmesine kadar olan süreçte daha iyi denetlenmesini sağlamak
olarak belirtiliyor. Bütün hepsinde bu var. Ancak 10 Nisan 2000
ile 28.08.2001 tarihleri arasında geçen sürede -yaklaşık 1,5 yıllık
bir süreç- verilen inşaat ruhsatlarının belediyeler açısından
en az denetlenen ruhsatlar olduğunu tahmin ediyorum. İzmir özeline
baktığımız zaman en azından 595 öncesi belediyelerin meslek
odalarıyla hepsi değil ise bile büyük kısmının meslek odalarıyla
yaptıkları protokoller ve işbirliği nedeniyle en azından proje
bazında denetimin yapıldığından bahsedebilirdik. Ancak bu 1,5 yıllık
süreçte gerek meslek odalarının ve özellikle belediyelerin
zaten yetersiz olan teknik kadroları ile zamanla sürekli yarış
halinde ve kişilerin o yasaya girsin, bu yasaya girmesin şeklindeki
sürekli baskı ve yoğun talepler arasında ben yeterli incelemenin
yapılabildiğini sanmıyorum. 17 Ağustos depremi ile başlayan süreç
Türkiye’de değişimin başladığı, imar, şehirleşme, yapılaşma
mevzuatı ile köklü değişikliklerin yapılacağı bir zaman
dilimi olması gerekirken, bu süreç iyi kullanılmamış ve imar
mevzuatı açısından 1.5 yıllık bir sürecin kaybedildiğine
inanıyorum. Bence bunun nedeni hepimizin bildiği gibi ülkemizde
sorunun genel anlamda ele alınmaması, konunun özelinde günlük
olarak çözüm getirmeye çalışmak, biraz parçacı yaklaşımlar,
şimdilik yapı denetimini çözelim, sonra diğerlerine bakarız
gibi bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Aslında sorun tüm
imar mevzuatını kapsamaktaydı. Bu anlamda geçen 1.5 yıllık süreçte
ilgili tüm kurum ve kuruluşların görüşleri de alınarak imar
mevzuatında köklü bir değişiklik yapılabilirdi. Hali hazır
haritaların, afet haritalarının ve imar planlarının yapımından
parselasyon planlarına, kaçak yapı ile mücadeleden gecekondu
sorununa, kaçak inşaatlara, arkasından yapı denetimi ile
birlikte tüm cezai müeyyideleri de içeren bir dizi yasa ve yönetmeliği
içeren genel bir mevzuat değişikliği yapılması mümkündü.
Tabi bu tür bir mevzuat değişikliğinde de bütün yasa ve yönetmeliklerin
aynı anda değiştirilmesi ve bu geçiş sürecinin de gerek teknik
ve gerekse hukuki anlamda organize edilmesi gerekiyordu.
Aslında daha önceden bu
konuda ODTÜ’nün yaptığı bir çalışmadan hepimizin bilgisi
var ancak bu çalışma ne oldu? Ne aşamadaydı? Neden kaldı? Bu
konuda herhangi bir bilgim yok. Şimdi meslek odalarının görüşlerine
sunulan yeni bir imar kanunu yasa tasarısı var. Belediyelere gönderildi
mi bilmiyorum. Henüz benim elime geçmedi. Ancak ben meslek odasından
elde ederek şöyle bir baktım. O da yapı denetimi ile ilgili bir
takım hükümler içeriyor. Ama 4708’den farklı hükümler içeriyor.
Yani en basitinden burada bile görebiliyoruz ki şu an yürürlükte
olan bir yapı denetim yasası var. Hazırlanan taslaktaki yapı
denetim hükümleri ondan farklı, çıkarsa o taslak 19 ilin dışındaki
iller için geçerli. Yani yapı denetim konusunda iller arasında
bile farklı bir uygulama gündeme gelebiliyor. Şimdi genelden bu
yasa üzerine indiğimizde 4708 sayılı yasaya genel olarak baktığımızda
595’te yer alan bazı aksaklıklarında bu yasada giderildiğini görüyoruz.
Ancak 595’te yer alan bazı hükümlerinde yani olumlu değişikliklerinde
olmadığını görüyoruz. Örneğin müteahhitlerin kontrolü ve
şantiye şefi gibi. Eskisinden farklı olarak herhangi bir muafiyet
tanınmadan bütün yapılar bu yasa kapsamına dahil edilmiş
durumda. Bu bizde şöyle bir sorun çıkarıyor; belediye ve mücavir
alan dahilinde normal şartlarda %5-250 m2’yi ve iki
katı geçmeyen yapılar inşaata tabi, inşaat izni alıyorlar. Şimdi
bu durumda mücavir alan dahilinde bulunan köylerde ve köy civarında
yapılacak küçük inşaatlar oluyor. Genelde de bir bağ, bahçe
evi gibi tek katı, yığma, ahşap çatılı, 100-150 m2’yi
geçmeyen bağ, bahçe evi talepleri geliyor. Bunlara baktığınızda
yapı denetim şirketlerinin bu tür evleri almaya çok yanaşmıyorlar
çünkü yaklaşık bu evler için 100 milyon ile 300 milyon arasında
yapı denetim bedeli ortaya çıkıyor.
Şirketler diyor ki; yani bu
anlamda çok da fazla inşaat yok ya sürümden kazansın. Şirket
diyor ki; benim oraya gidip gelmem, yol param, işte laboratuardaki
her kat için almış olduğum numune paraları, bu beni kurtarmaz
diyor. Vatandaşta; zaten ben tek katlı yığma ev yapıyorum bunun
için kalkıp ben bu kadar parayı veremem diyor. Böyle bir kaos
ortamı yaşıyoruz. Yani belki de bunun için bu tür yapıların
en azından bu yasa kapsamı dışında tutulması hatta ve hatta
daha ileri gidip tek fenni sorumlunun, mimar ya da inşaat mühendisinin,
bir sorumlu gözetiminde yapılmasını sağlamak- tek katlı yapılar
için konuşuyorum-, bunun m2’si de düşük
tutulabilir. Bu yasa kapsamından çıkarılıp tek fenni mesuliyet
sistemiyle olayın çözülmesi belki daha doğru olacak, proje müellifliğinin
dışında ikinci sorun yapı sahibi yapı müteahhidi konusunda karşımıza
çıkıyor. Genelde yapı sahipleri inşaatlarını kendilerinin
yapacaklarını beyan ediyorlar. Halen hiçbir yasada bu konuda bir
kısıtlama yok. Bir açıklama da yok.
Bu durumda yapıyı mal
sahibi adına müteahhide karşı denetlemesi gereken yapı denetim
şirketi yapıyı kendi iş aldığı yapı sahibi müteahhide karşı
denetlemiş oluyor. Yani böyle bir kaos ortamı çıkıyor. Her ne
kadar ücret belediye tarafından kontrol edilmiş olsa bile sonuçta
yapı sahibi müteahhit çalışacağı yapı denetim şirketini
kendi menfaatlerine göre seçeceklerdir. Bu çok açık bir durum.
İki katlı konut yapısı veya alanı fazla olmayan tek katlı
depo, imalathane, vb yapılar için yapı sahiplerinin bir defaya
mahsus olarak yapılarını müteahhit dışında kendilerinin
ustalar kanalıyla yaptırması sağlanabilir. Ancak bunun dışındaki
inşaatların kesinlikle meslek odası olan, sorumlulukları yasa ve
yönetmeliklerle tariflenmiş yine yasa ile denetimleri sağlanan kişi
veya şirketlerce yani yapı müteahhitlerince yapılmasının sağlanması
gerekiyor. Bu konuda yasaya baktığımızda yapı müteahhitliyle
ilgili bir tanım yer alıyor. Bir iki noktada sorumluluk yer alıyor.
Az önce Nurettin Bey söyledi. Belediyeler ruhsat aşamasında müteahhitle
yapı sahibi arasındaki sözleşmeyi arayacaklar diye ancak ben o
konu ile ilgili bir not görememiştim yönetmelikte ve kanunda. Gerçi
ona sonra bakarız ama benim gördüğümde sanki sadece belediyeler
ruhsat aşamasında yapı denetim şirketiyle ilgili belgeleri
arayacaklar, müteahhitlerle ilgili hiçbir belge aramalarına gerek
yok gibi görmüştüm.
Yönetmeliğin 6. maddesinde
yapım aşaması bölümünde “c” bendinde şöyle bir ifade
var; yapı denetim kuruluşunun ruhsat ve eklerine aykırı iş
yapan işçi ve ustanın durumunu belediyeye yani ilgili idareye
bildireceği söyleniyor. Şimdi İmar Yasasına göre belediyeler
imar yasasının 32. maddesine göre binayla ilgili işlem yaparlar.
Yani ruhsat eklerine aykırıysa mühürlerler vesaire. Bunun dışında
42. maddeye göre de yapı sahibi müteahhidine veya fenni
mesulüne para cezası çıkartabilirler. Bunun bir başka
tarifi yok. Şimdi bu durumda işçiyi ve ustayı bize bildirdiği
takdirde biz ne yapacağız işçi ve ustayla ilgili olarak, yani ne
gibi işlem yapacağız? Bununla ilgili ben herhangi bir tarif görmedim.
Bu da ortada olan bir konu. 595 sayılı KHK en iyi hükümlerinden
birisi kesinlikle şantiye şefi uygulamasıydı. Bir yapının sürekli
başında bulunan gerek belediyenin gerek yapı denetim şirketlerinin
bire bir muhatap olacağı, inşaatın tümünden sorumlu bir şantiye
şefinin ve bunun altında da yardımcı kontrol elemanlarının
kesinlikle tanımlanması gerekiyor. Yani 3194’te olmasa bile 4708
kendi başına bir yasa olduğuna göre burada en azından tanımlanabilirdi
diye düşünüyorum ya da 3194’le birlikte ikisinin de bir ele alınması
ve cezai sorumluluklarının da getirilmesi gerekiyor.
Yönetmeliğin 14. maddesinin
son paragrafında yapı sahibi taksitini ya da kısmi taksitini peşin
olarak yatırmadan müteakip bölümün devamına izin verilmez,
idarece izin verilmez deniyor. Bu gene 595 sayılı KHK’in
uygulanmasında da demin anlattığım sorun. Yapı denetim şirketleri
bunu kesinlikle iyi denetlemek ve belediyelere, ilgili idarelere
bildirmek zorunda çünkü ilgili idarenin bunu kontrol etmesi veya
takip etmesi mümkün değil. Bunu ancak ne zaman fark edebilir?
Hakediş ödemesinde fark edebilir. Bu durumda da yapılacak tek
cezai müeyyide ne olabilir diye düşündüm. Tek yaptırım İmar
Kanunun 32’sine ve 42’sine göre mühür artı para cezası ve
yapı denetim şirketine de 5/1 oranında bu para cezasının dönüştürülmesi.
Ancak bu neye aykırı oluyor? Sözleşmeye aykırı oluyor. Acaba sözleşmeye
aykırılığın ruhsat ve eklerine aykırılık olarak kabul edilip
edilemeyeceği hususunda bence hukukçular tarafından incelenmesi
gerekiyor. Bu konuda bizde bir tereddüt oluştu. 595’ten farklı
olarak yapı denetim komisyonları tek merkezde örgütlenmiş ancak
komisyonlara baktığımızda uygulamanın bire bir içinde kimse
yok, genel merkezden oluşuyor. Bu komisyon yapı denetim şirketlerinin
faaliyetlerinden, uyuşmazlıkların çözümüne, denetim kuruluşlarının
ve denetim elemanlarının sicillerine kadar birçok görev üstlenmişler
gibi görünüyorsa da siciller belediye tarafından dolduruluyor.
Uyuşmazlıkları da ilk önce İl Bayındırlık Müdürlükleri
inceliyor. Bu durumda yine kurumlar birbirinden bağımsız çalışıyor
yani sicilleri belediyeler kendi başlarına dolduruyor. Bayındırlık
uyuşmazlıkla ilgili bilgi veriyor. Yani çokta emin değilim ama
belki tekrar İl Denetim Komisyonlarının kurulması ve bu kurumda
Meslek Odalarının, İl Bayındırlık Müdürlüğü’nün ve
ilgili belediyelerin olması sanki sorunun çözülmesi için daha
kolay olabilecek gibi geliyor.
Ancak tabi onlarında bir takım
sorunları oldu. İl Denetim Komisyonları kurulduğunda da bu
seferde il denetim komisyonları yeterince desteklenmedi, teknik açıdan
ve eleman açısından yeterince desteklenmedi. İdari yönetim açısından
da birtakım problemler oluştu. Yani eğer bu İl Bayındırlık Müdürlükleri’nin
emrinde olacaksa bu iş Bayındırlık Müdürlüklerinde kesinlikle
ayrı bir birimin oluşturulması gerek eleman, gerek teknik donanım
açısından bunların güçlendirilmesi gerekiyor.
Yani bir kısım orda, bir kısım
orda birtakım problemler çıkıyor. Yapı denetim kuruluşları
ile yapılan sözleşmeler yapı kullanma izninin alınması ile
sona eriyor. Yasa ve yönetmeliğe baktığımızda sözleşmedeki
geçen ifade de bu. Burada şöyle bir tereddüt oluştu bizde.
Birden fazla bağımsız bölümü olan yapılarda yapı kullanma
izinleri bağımsız bölümü satın alan kişilerce ayrı ayrı
gidilip belediyeden alınabiliyor. Farklı tarihlerde alınabiliyor.
Bazen müteahhitler ince işi sen yap şeklinde o anlamda da vatandaşlarla
anlaşmalar yapabiliyorlar. Belediye nasıl oturma raporunu veriyor?
Belediye gidiyor, bakıyor. Binanın ortak mahalleri bitmiş ise eğer,
bitmiş olan bağımsız bölüme oturma iznini veriyor. Bitmemiş
olanlar daha sonra geldikleri zaman, zaman içinde alıyorlar. Bu
durumda sözleşme ilk yapı kullanma izni ile bitecek mi? Yoksa bütün
binanın hepsi yapı kullanma iznini alana kadar devam edecek mi?
gibi bir soru çıkıyor ortaya. Şimdi doğrusu tabi ki bütün
binanın hepsinin yapı kullanma iznini alması ve ondan sonra bu sözleşmenin
bitmesi ama yapı müteahhidi zorunluluğu olmayan hatta doğrusu
yapı müteahhidinin bu bütün binanın bağımsız bölümlerinin
oturma raporunu alması, şahısların birebir muhatap olmaması ama
bu konuda bir zorlayıcı hüküm olmayınca, böyle bir karışıklık
çıkıyor ortaya. Arsa sahibi ile yapılan sözleşme daha sonra
satın alan, bağımsız bölümleri satın alan kişilerle devam
etmesi gibi bir durum çıkıyor ortaya. Yani bu da tabi hukuken ne
tür bir sorun yaratır bilmiyorum. Onu sanırım Güney Bey daha
iyi anlatır.
Benim aklıma takılanlar
kusura bakmayın belediyenin derdi biraz çok oluyor şimdi bir de,
buraya gelmeden önce bir ilçeden bir arkadaşımın ilettiği bir
sorun vardı. Gene aynı olay 595’te olan 3194 sayılı yasaya göre
yani bu son 28.08.2001’den önce ruhsat almış ve süresi dolmamış.
Yani normal ruhsat süresi içindeki bir yapı birden fazla yapıdan da oluşabiliyor- parselde birden fazla
yapı da oluşabiliyor. Bu tür yerlerde esaslı tadilat yani taşıyıcı
sistemi etkileyen esaslı tadilatlar acaba Yapı Denetim Yasasına mı
girecek yoksa biz eskiye göre mi değerlendireceğiz diye bir soru
oluştu. Şimdi taşıyıcı sistemi etkilediği için yapı
denetime girmesi gerekir gibi düşünülüyor ama bu sefer çifte
fenni mesuliyet gibi bir durum ortaya çıkıyor çünkü yapının
ruhsat süresi dolmadığı için halen eski fenni mesulün o
konudaki yetkileri, hakları devam ediyor. Bu konuda mesela bu
anlamda birtakım tereddütler oluştu. Şimdi belediyeler olarak
4708 sayılı tasarıyı daha önceki 595 deneyimini hiç dikkate
almadan tek başına incelediğimiz zaman çok daha fazla soru aklımıza
geliyor. Ancak henüz yasa tam olarak uygulanmaya başlamadığı için
aklımıza gelen sorular bu anlamda sanırım zaman içinde
uygulamada bir çok problemle karşılaşılacak.
Tabi birde şu arada Anayasa
Mahkemesi tarafından eğer bu yasanın iptali söz konusu olursa
biz her şeye yeni baştan başlayacağız. Öyle görünüyor. Önümüzdeki
yazda gidecek gibi. Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etsin veya
etmesin bundan sonra aslında yapılması gerekenler çok açık ve
belli. Tüm imar mevzuatını içeren yasa ve yönetmeliklerin yeni
bir anlayışla ele alınarak değiştirilmesi en azından revize
edilmesi gerekiyor. Bu konuda da her şeyi yeni baştan yapmaya aslında
gerek yok. Zaten Bakanlığın elinde yapılmış olan bir çalışma
var. Benim hatırladığım kadarıyla imar planlarının yani afet
hali hazır haritalarıyla başlayan ve yapıda kalite denetimi de içeren
tüm uygulama sürecini de kapsıyordu. İmar Kanunu, Afetler
Kanunu, Borçlar Kanunu, Mühendislik ve Mimarlıkta Mesleki
Yeterlilik Kanunu gibi bir dizi yasa ve yönetmelikte değişiklik
ve revizyon öneriyordu. Bu çalışmanın bir takım eksiklikleri
ya da problemleri olabilir. Bu çalışma tekrar ele alınır. İlgili
kamu kuruluşlarının, mesleki örgütlerin görüşlerine sunulur.
Alınacak görüşler doğrultusunda gerekli değişiklikler yapılır.
Bugünkü koşullara göre uygulanması mümkün olmayan hükümleri
var ise bunlar revize edilir ve tüm yönetmelikler ve yasalar hepsi
aynı anda eş zamanlı olarak yürürlüğe girer. Bunun çok zor
bir işlem olduğunu ve çok uzun süreceğini de sanmıyorum.
Buradaki tüm katılımcıların
bugüne kadar süregelen yapı denetim sisteminin yeterli olmadığına,
yapılarımızı yıkımdan koruyacak mekanizmaları kurmak ve
bunları işler halde tutmakla yükümlü olduğumuza, planlama
faaliyetinin ve bunun denetiminin inşaatın denetimini tamamladığına,
kaçak yapılaşmaların kesin olarak önlenmesi gerektiğini, imar
affı veya hazine arazilerinin satışı gibi veya benzeri yasalarla
taviz verildikçe çıkarılan hiçbir yapı denetim yasasının da
yeterli olmayacağına inandığını biliyorum. Bu nedenle kurumların,
meslek odalarının ve üniversitelerin bir arada çalıştıkları
sürece ortak kolektif bir çalışma ortamını yarattıkları sürece,
yeni bir sistem oluşturacaklarına ve bu sistemi de yürütebileceklerine
inanıyorum. Hepinize teşekkür ederim.
Mehmet SOĞANCI :
Biz teşekkür ediyoruz. Şimdi
Sayın DİNÇ’e vereceğim sözü. 595 öncesinde değerli arkadaşlar,
gerek Odamız gerekse Birliğimiz çok sayıda görüşü, klasörle
dolu görüşü ve net bir görüşte olmadan gerektiğinde her türlü
konuşmanın bant çözümleri de dahil olmak üzere Bakanlığa
ilettik. Ancak 595 sayılı kanun hükmünde kararname yayınlandığında
üzülerek, o dönemdeki çalışmalarımızın hiç dikkate alınmadığı,
bir tek cümlesinin bile dikkate alınmadığını hep beraber gördük.
Sayın DİNÇ o dönemde bizim danışmanımızdı. 595 sayılı
kanun hükmünde kararname yayınlandığı gün gördük ki hiç
bir görüşümüze yer verilmemiş. Oysa dosyada genel bir değerlendirme
var, siyaseten bir değerlendirme var, teknik bir değerlendirme
var. Hepsini ortaya koyuyoruz. Hukuk olarak da Sayın DİNÇ’in
katkılarıyla koyduk. Demişti ki anayasaya aykırıdır, bu iş
bozulur. Anayasaya aykırılık maddeleri hatırlarlar arkadaşlar,
Makina Mühendisleri görüşü olarak anayasaya aykırılık ve diğer
yasalarla çelişkiler noktasında çok detaylı Oda görüşünü
de yayınlamıştık. Sayın DİNÇ’e soruyoruz şimdi; 4708 sayılı
yasa Anayasa Mahkemesinden döner mi? Biliyorsunuz ana muhalefet
partisi şu anda onu iletti. Bir de değerli arkadaşlar, altını
çizmek gerekiyor. Henüz Anayasa Mahkemesi 595 sayılı kanun hükmünde
kararnamenin iptaline ilişkin gerekçeyi yayınlamadı. Bunlarla
ilgili bizi bilgilendirirseniz sevineceğiz. Buyurun.
Güney DİNÇ :
Efendim teşekkür ederim.
Sayın katılımcılar sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum.
Ben tabi can ve mal güvenliğinin sağlanması için fazla bir şey
söyleyemeyeceğim. Bu konular, teknik olarak yetişmiş deneyimli
arkadaşlarımızın bilgisi içinde, bunları onlardan öğreneceğim,
ben ancak hukuksal konular üzerinde bunun toplumsal sonuçları üzerinde,
biraz ama özellikle biraz da yöntem konusu üzerinde durmak
istiyorum.
Şimdi gerçekten Sayın Başkanın
da açıkladığı gibi 595 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname öncesinde
oldukça hareketli bir bilgilendirme trafiği yaşandı. Yönetmelik
hazırlanışı sırasında da bu oldu. Çeşitli görüşler
iletildi. Lütfettiler bizim bazı önerilerimize Odalar sahip çıktılar.
Bunlar Bakanlığa iletildi ama bunlar yasamaya yansımadı. Örneğin
biz demiştik ki “bu kuruluşlar ancak tüm mühendis ve mimarların
katılımıyla kurulabilir. Çünkü onların mesleki çalışmaları
sermaye sahiplerinin kazanç kapısı haline getirilemez. Bu
anayasaya aykırıdır” dediğimiz zaman bize şu dendi: Sermaye
sahibine bu yolu tıkamak anayasaya aykırıdır. Böyle dendi.
Örneğin biz bu şirketlerin
ada yazılı olması gerektiğini, sözleşmelerin ve şirket
ortaklarının gerçekten yani %51 zamanındayken bile mühendislerin
ve mimarların üzerinde kalabilmesi için ada yazılı, nama yazılı
olması gerektiğini söylemiştik. Tabi bunun üzerinde de durulmadı.
Sonra işte Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 4708 sayılı
Yasada bu görüşlerimiz kabul edildi. Şimdi burada bir şey var.
Doğru olanı biz söylemişiz, biz doğruyu önermişiz sonradan bu
doğruyu Bakanlıkta fark etmiş. Şimdi yine 601 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile işte uzman mühendis, mimarlar olayı çıkarıldı.
Odalar, meslek kuruluşları, kişiler yoğun uğraşlar içine
girdiler, bir yol, yöntem üretmeye çalıştılar ve sonra 4708
sayılı yasayla bundan vazgeçildi ve Sayın Nurettin ÇELİK
Bey’in söylediği gibi bunları ben bir daha tekrarlamıyorum.
595 sayılı kanun hükmünde kararnamede yer alan birçok konuda işte
sigortadan, birçok konudan vazgeçildi ve bunların yer almadığı
bir yasaya gidildi. Ancak bu yasaya gidilinceye kadar gerçekten mühendisler,
mimarlar, bu işe sermaye yatıran yurttaşlarımız, belediyeler
hatta Bakanlığın kendisi bir yığın uğraş içine girdiler. Şirket
kuruldu, bir işler yapıldı ve sonra gördük ki onca emek onca
zaman boşa harcandı. Şimdi Sayın Bakanın temsilcisine değil
elbette ki sözüm ama Türkiye’de olmayan bir şey var. Kimdir
bunun sorumlusu? Yani bunca uğraşın sorumlusu kimdir? Düpedüz
Bakanlıktır. Yanlış işlem yapan Bakanlıktır ve Bakanlık özeleştiri
yapmalıdır. Bakanlık bir defa ben yanlış yaptım demelidir.
Demokrasi bunu gerektirir ve Bakanlık bu süreç içinde ki
herkesten özür dilemelidir. Olayın birinci ayağı budur. Bu yapılmazsa
sonrakilerde doğru olmaz.. Ve daha önceki önerilerin gözetilmediği
gibi 4708 onun yönetmelikleri içinde görüşler istendi. Tabi bu
görüşlerde yeni yasamada göz önünde bulundurulmalıdır. Yani
iki aşamada da yanlışlık sürdürülüyor. Ama Türkiye’de artık
şu olay yalnız şu olayın içinde Bakanlık en iyi ben bilirim
diyemez. Yanlışları ortada. Şimdi yeni yasamada başka bir yöntem
getiriyor. Bunun özünü ben şöyle özetlemek istiyorum.
Kapalı, ayrıntıya girmeyen
bir yasa. Olabildiğince ayrıntıya girmeyen, kapalı ve Anayasa
Mahkemesi denetiminden bu şekilde kaçmaya yöneltilen bir yasa.
Bunun ikinci bir yararı var. İkinci ayağı da bu zaten. Yasada
olmayan olayları yönetmeliklerle geçirmek ve bu şekilde Anayasa
Mahkemesi denetiminden olabildiğince uzaklaşmaya çalışmak. Tabi
yönetmelikler de Danıştay’ın denetimindedir. Ve üçüncü bir
noktada yönetmeliklerde çok fazla değiştirilemeyeceği için
konuyu genelgelerle yürütmek. Bu tabi Ankara bürokrasisinin yıllanmış,
yerleşmiş tutumudur. Yani işte Sayın Fügen kardeşimizin çok güzel,
yani uygulamadan verdiği örneklerle ortaya serdiği bir dolu
sorunu, işte yarın uygulamada gördüğümüz şu yanlışları
gidermek için ya da tek düzelik, yeknesaklık sağlamak için diye
art arda genelgeler gelir. Fakat burada da bir şey var. Bu olaylar,
uyuşmazlıkları ortadan kaldırmaz, daha fazla uyuşmazlıklara
neden olur. İşte Anayasa Mahkemesi ne yapar bilmiyoruz. Ardından
yönetmelik iptalleri davaları gelir. Genelge iptalleri davaları
gelir. Ve bu arada insanlar kendileri ile, belediyelerle bol bol
davalaşırlar. Şimdi yani gelişmiş bir toplum düzeni bu değildir.
Gelişmiş bir hukuk yapılanması bunları kabul etmez. Doğru olanı
yapmak gerekir. Ama doğru olanı yapmak için tabi tartışmaya açık
olmak lazım. Çeşitli görüşlere açık olmak lazım ve bunları
da laf olsun diye toplayıp değil, değerlendirmek ve bunlardan
yararlanmak ve en doğruyu bulmak için buna açık olmak gerekir.
Tabi o zaman herkes bu yasayı, bu sistemi benimser. Ama görüyorum
ki, bu düzeni pek savunan da yok.
Şimdi ben, biz hukukçular
ayrıntılar üzerinde dururuz. Bende birkaç ayrıntı üzerinde
duracağım. Ama aslında hukukun özü de bu ayrıntılarda yatar.
Şimdi mesela yasada demişler ki 2. maddede bu şirketlerin, yapı
denetim kuruluşlarının sermayesinin tamamı mühendis ve
mimarlara ait olması gerekir. Sonra yönetmeliğin 4. maddesinde
yasayı aceleye getirdikleri için bir yanlışı düzeltiyorlar ve
diyorlar ki bunlar elektrik mühendisi, makina mühendisi, inşaat mühendisi,
mimar olması gerekir. Şimdi yönetmelik doğru, yasa yanlış. Biz
tabi o zaman bunu da önermiştik hatta örnekte vermiştim ben yani
gemi, tekstil mühendisi de yapı denetim şirketi kuracak mı diye?
Ama bu yanlışı yönetmelik aşamasında fark edip düzeltiyorlar
ama bu da yanlış.
Şimdi yönetmelik yasaya aykırı
oldu. Bu da bir sorun çıkarabilir ileride. Mesela 7. maddesinde yönetmeliğin
yapı denetim kuruluşundan ayrılan mimar ve mühendisler 3 ay süre
ile, bildirimden itibaren 3 ay süre ile, bir başka kuruluşta görev
almaz diyorlar. Neden? Kimin için bu yasağı koyuyorlar? Hangi
hukuka dayanarak yönetmelikte böyle bir yasak getiriyor. Yasada böyle
bir şey yok. Yani bu böyle daha iyi olur diye düşünmüşler.
Hayır. Yani insanlar kişisel görüşleri ile hukuka yön
veremezler. Önlerinde ki hukuk uygulamaları lazım. Yani isterse
ayrılır. Birinden ayrılır ötekine girer. Yapı denetim kuruluşuna
buna benzer bir hükümlülük getiriyor mu ki mühendise bu hükümlülüğü
koyacak. Bunlar gereksiz şeyler ve yetki dışında yapılmış
olan yani yasa böyle bir yetki tanımıyor ve yine mesela şimdi
yeni yasanın getirdiği bir olay var. Denetçi mimar, mühendis. Önceki
neydi? Uzman Mühendis, Mimar. Şimdi aşağı yukarı bakın işte
az önce söylediğim burada çok açık olarak görülüyor. Bir
lafta geçivermişler yasada bunu. Ama 601 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamedekileri, meslek odalarının etkinliğinin dışında, onu
atarak bakanlık tek söz sahibi hakim olarak bir düzenleme koymuş.
Şimdi bu da yasaya aykırı. Yani bir defa 6235, 3458 sayılı
yasalarda böyle bir tanım yok. Denetçi ünvanını kim veriyor?
Bu bir, yani ustalık, çıraklık gibi bir ünvan ise bunun bir takım
yasal ölçütleri olması lazım. Eğer, yüksek lisans yapmış,
doktora yapmış gibi yüksek mimar, yüksek mühendis gibi bir ünvan
ise bunun bir öğretimi olması lazım. Olaya böyle baktığımız
zaman Bakanlığın bir takım kişilere denetçi mimar, mühendis
unvanı koyması lazım. Mesela Anayasanın 10. maddesindeki yasa önünde
eşitlik, yine anayasanın 70. maddesindeki kamu hizmetinde eşitlik
kurallarına aykırı. Eğer bu bir eğitimden kaynaklanacak bir ünvan
olacak idiyse o zaman da yüksek öğretimi düzenleyen Anayasanın
130. maddesine aykırı. Ama yani şimdi ne demişlerdi uzman mühendisi
biz kendimiz götüreceğiz artık diyor Bakanlık, biz bu işi
kendi tekelimizde uygulayacağız. Şimdi bu vaziyette nasıl
diyalog sağlanır? Nasıl bir kurumun yaşatılması için bütün
tarafların ortaklaşa birlikteliği sağlanır? Mesela yönetmelik
bu iş için 12 yıl kıdem koyuyor. Yasada böyle bir şey yok.
Yani neden yani 10 yıl değil, 5 yıl değil, 8 yıl değil, 20 yıl
değil de 12 yıl? Böyle bir süre koyamazlar yönetmelikle. Böyle
bir sınırlandırma yönetmeliğin konusu olamaz. Tabi burada başka
şeylerde var. İşte ihtisasın nasıl belgeleneceği. Yani
insanlar gidecekler sağdan soldan kağıt toplayacaklar. İşte ben
burada çalışmıştım, şu işte çalışmıştım diye bir takım
belgeler sağlayıp bakanlığa dayatacaklar. Orda da Bakanlığın
kendisinden başka bir taraf olmadığı için istediğine verecek,
istemediğine vermeyecek. Bu yanlış. Şimdi bugün sözü edildi.
Yasanın 4. maddesinde ki yönetmeliğin 10. maddesinde ki yapı
denetim komisyonu, şimdi böyle komisyon yok. Buna yapı denetim
komisyonu adı verilemez. Bu bizi de ilgilendirmez. Yasada yeri yok
bunun. Bu bakanlığın kendi iç örgütlenmesi. Yani bunları bu
kadar yaymanın gereği yok. İsteyeni oraya atar. İstediği birini
hangi şube müdürünü koyacaksa çıkarır filan. Bir kurum değildir.
Bu bir yapılanma değildir. Gerçekten bir komisyon olacaksa yapı
denetim komisyonu yani işte buna mühendisler, mimarlar hatta
tacirler hatta yapı denetim kuruluşları örgütleri ile katılırlar.
Belediyeler, valilikler katılırlar. İl İmar Müdürlükleri adına
ama bakanlığın kendisi zaten. Komisyon böyle olur. Yapı denetim
komisyonu daha önce belirttiğimiz gibi özerk bir kurumlaşma
olmalıdır. Bağımsız bir kurumlaşma olmalıdır. Bakanlığa
karşı özerkliği, özgürlüğü olan bir kurum olmalıdır. Bu
yoktur, bana göre bürokratik yapılanması içinde çözümü böyle
uygun görmüş bakanlık.
Şimdi bu mesela yapı
denetim komisyonunun çalışmasıyla ilgili işte 11. madde,
sicillerle ilgili 16. madde, hatta yönetmeliğin ekinde bir de
meslek andı var. O da çok ilginç. Bir yönetmelik ekiyle meslek
andı yani insanlara yemin ettirilecek. Şimdi bunun bende bıraktığı
izlenim şu: bakanlık bu süreç içindeki mühendisleri, mimarları,
yardımcı kontrol elemanlarını nerdeyse kendi aylıklı memurları
gibi görmüş. Olaya bakış bu. Ama başka bir boyutu var işin.
Bakanlığın kendi memurları üzerinde bile bu kadar yetkisi
yoktur. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası Bakanlığa kendi
memurları üzerinde dahi bu kadar yetkiler tanımamıştır. Bunun
işlemesi bana göre olanaksızdır.
Bütün bu süreç içinde
Odalar dışlanmıştır. Bunu oda temsilcileri herhalde değerlendirirler.
Bir de muziplik olsun diye bir konuya değinip sözümü bitireceğim.
Orda bir de laboratuar açma belgesi var. Ek 1’de. 15. maddesinde
ücretler başlığıyla şunlar yazılı; ben hiç laboratuar
sahibi falan tanımıyorum. Matbu belge ücreti, değerlendirme ücreti,
belge ve vize ücreti, yine bir belge ücreti, belge kullanım ücreti,
teminat, yol ve harcırah giderleri- o olabilir tabi, mantıklı-, döner
sermayeye ödenecek nakdi ceza, sözleşmenin feshi masrafları ve
cezası. Şimdi bunların kimi bir defa, kimi dönemsel, kimi her yıl,
kimi parça başına. Şimdi galiba bakanlık bir de gelir kaynağı
saptamış oluyor kendine ve her yıl birim fiyatlar belirlenirken
15. maddeye göre bu ücretleri de Bakanlık döner sermayeye yatırılmak
üzere, onu da zor buldum bu para nereye yatıracak diye. Döner
sermayeye yatırılacakmış. Anayasanın 73. maddesine göre
vergiler, harçlar yasayla konur. Ama burada döner sermaye idaresi
her şeye yetkili. Ve biliyorsunuz Türkiye’de fonların dahi kaldırılması,
birleştirilmesi yasayla gündeme getirilmişken, işte böyle döner
sermayelerle böyle bir takım kaynaklar oluşturulmak isteniyor.
Burada şu noktayı vurgulamak isterim. Yani bu iş sahipleri gelir
vergisi ödeyecekler devlete, kurumlar vergisi ödeyecekler, KDV ödeyecekler,
diğer ödemelerin kaynağı ne, nedeni ne? İşte bu yüzden
hizmetler pahalanıyor, bu yüzden bir takım işler zorlaşıyor.
Ve bu bakışta yine bence uygun bir bakış değil. Efendim ben sözlerimi
burada kesiyorum. Yine de bu düzen yürüyecekse yararlı olsun
diye dileklerimi açıklıyorum. Sağ olun.
Mehmet SOĞANCI :
Teşekkür ediyoruz. Sayın DİNÇ.
Şimdi Birlik Başkanımızın Odalar adına kendi imzasıyla şöyle
bir açıklaması vardı. Bu yasa çıkar çıkmaz 4708 sayılı
Yasayla yapılan düzenlemenin yapı denetimi alanındaki sorunları
çözmeyeceği, kamu yararına bir iyileştirme sağlayamadığı ve
bilimin ve tekniğin gereklerine aykırı olduğunu söylemişti.
Sayın Başkan esas eleştiri noktalarınız nedir? Hep söylüyorsunuz
konuşmalarınızda muhalif örgütüz, karşıyız diye. Bunun
yerine ne öneriyorsunuz esas itibariyle? Buyurun.
Kaya GÜVENÇ : (TMMOB Başkanı)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan,
sevgili arkadaşlar, sayın konuklar. Çok söylüyoruz, yazıyoruz,
anlatıyoruz. Siyasi iktidarlar bir kolayını buldular. “Siz
zaten hep her şeye karşı çıkarsınız”. Söylediklerimizi
dinlemiyorlar. Aslında çok iyi yapıyorsunuz desek de zaten bizi
dinlemeyecekler. Şimdi Türkiye’de yapı denetimi alanında
sorunların olduğu bilinen bir olay. Bu deprem 1999’da ki
depremden çok önce söylenmiş olan bir şeydir. Gerek Türk Mühendis
Mimar Odaları Birliği’nin yayın organlarında, gerekse odalarımızın
özellikle ilgili odalarımızın yayın organlarında yapı
denetimi alanında sorun olduğu ta 1970’lerden beri yazılır, çizilir.
Bakanlık, depremleri bir
anlamda bir fırsat olarak değerlendirdi ve yeni bir sayfa açtı
bu yapı denetimi alanında. Oysa deprem öncesinde biraz önce sözü
edilen kapsamlı bir çalışma yapılmıştı. 3194 ile ilgili bir
çalışma yapılmıştı ve bu çalışma çeşitli yerlerde tartışıldı.
Beklenirdi ki bu tartışma süreci devam ettirilsin, hızlandırılsın
ve bütünlüklü anlayış çerçevesinde bir yasal düzenleme yapılsın.
Yasal düzenleme yapılsın demek ille de yeni bir yasa yapmak anlamına
gelmez, mevcutlarda düzenlemeler yaparsınız. O mevcutlar hiç
uygulanmayacaksa yenisini yaparsınız. Oysa, bana sorarsanız kısa
sayılacak bir sürede, birkaç aylık bir sürede, her şey oldu
bittiye getirildi ve bizi yeni yepyeni bir olayla karşı karşıya
bıraktı. Siyasi iktidarın son zamanlarda sık sık kullandığı
bir tabir var. Biliyorsunuz krizi bahane, krizi fırsat olarak değerlendirmeyin
dediler ve neler yaptıklarını biliyorsunuz. Krizden dolayı tütün
üreticilerini, şeker üreticilerini sorumlu tutacak kadar ileriye
gittiler. Şimdi yapı denetim alanında getirilen düzenlemeye
temelde iki noktada karşı çıktık. Sizlerle paylaşalım.
Birincisi deprem sonrasında
Türkiye’de depremin nedenleri bir taraftan tartışılırken bir
taraftan da doğal bir olay olan bir doğa olayı olan depremin
felaketlere ne şekilde dönüşmeyeceği çok tartışıldı ve
depremde neden bu kadar yıkım olduğu tartışıldı. Bulgular
arasında, ki o zaten bu kanunun gerekçesinde de var. 595’in
gerekçesiyle bu kanunun gerekçesi aynı. Orada da sözü ediliyor.
Bir, plansız kentleşme. Daha doğrusu bilimin ve tekniğin
gereklerine uygun olmayan alanların yerleşime açılması olayı.
Yani genel hatlarıyla baktığımızda ham arazi arsadan, imar planına
geçiş sürecindeki aksaklıklar depremdeki, ’99 depremindeki özelikle
12 Kasım iki tane arka arkaya gelen o depremdeki, yıkımların çokluğunda
temel etkenlerden bir tanesi. Ondan sonra proje hataları var, yapım
hataları var, yapımdan sonraki dönemde hatalar var. Bildiğiniz
gibi birçok yerde ciddi tadilatlar yapılarak işte kolonlarda,
kirişlerde bir yığın zedelenmeler, bunların etkileri oldu. Şimdi
işte durum bu. Mühendisler olarak kendi aramızda da baktığımız
zaman, yapı üretim sürecini düşündüğünüz zaman yapı üreyim
sürecini isteseniz de istemeseniz de dört ayrı kategoriye ayırmak
durumundayız. Birinci aşama, tekrar söylüyorum planlama aşamasıdır.
Yani imar planına kadar giden, parsel planına kadar giden aşamadır.
İkinci aşama projelendirme aşamasıdır, tasarım aşamasıdır.
Üçüncü aşama parsel üzerindeki yapının o yapım süresidir,
yapım aşamasıdır ve dördüncü aşama bütün dünyada önem
kazanan ama nedense Türkiye’de hala görmezlikten gelinen bakım
süresi, izleme süresi- ülkelere göre değişiyor adı-. Ama yapı
kullanım izni aldıktan sonra o yapının çeşitli sistemlerinin
çalışıp çalışmadığına ilişkin veya uygun olan garanti süresi
– bizde bakım süresi, garanti süresi, izleme süresi olarak geçiyor-.
Şimdi bu dört aşamayı ele almak lazım. Şimdi biz bu yasaya karşı
görüşlerimizi ifade ederken Bakanlığa, bütün yetkililere ve
kamuoyuna şunu söyledik. Siz sadece ve sadece parseldeki yapı
noktasını ve bunu da ağırlıklı olarak statik noktasında ele
alırsanız, bunu iyileştirelim, iyileştirmeyelim diye bir şey
yok. Ama bu yeterli olmaz. Gerekçeniz şayet depremlere veya doğal
afetlere karşı dayanıklı, can güvenliğini, mal güvenliğini
sağlayacak bir yapılaşma modeli getirmek istiyorsanız o zaman bu
dört aşamayı da mutlaka ve mutlaka göz önünde bulundurmak
zorundasınız. Dolayısıyla 595’te 4708’de zaten başlangıcı
itibariyle eksik doğmuştur. Eksik doğduğu içinde temel amacına
hizmet edemeyecek durumdadır.
İkinci karşı çıkış
noktamız; dedik ki denetim, yapı denetimi bir kamusal hizmet alanıdır.
Bunu çok tartıştık. Şimdi kamusal hizmet alanın ne olduğuna
ilişkin bir iki şey söylememiz gerekiyor. Kamusal hizmetler
toplumda bireylerin ya da grupların ihtiyacı olan temel
gereksinimlerine karşı devletin yapmakla yükümlü olduğu
kamunun yapmakla yükümlü olduğu ve kar amacı gütmeyen bir
hizmettir. Burada kar amacı çok önemli bir unsurdur. Buna Anayasa
çeşitli şartlarını koymuş. Biz oralara girmeyelim. Ama bir
kamusal hizmet ve şunu söyledik, dedik ki yapı denetim kuruluşlarına
bıraktığınızda olayı siz kamusal bir alanı ticarileştiriyorsunuz.
Özü itibari ile de özelleştiriyorsunuz ve bu yanlıştır. Şimdi
burada tartışılması gereken bir nokta daha var. Yani fenni
mesuller o zaman bir devlet miydi? Tabi ki değildi. Fenni mesulde
ücret alarak çalışıyordu. Bir mühendisin kendi mesleki etkinliğini
yaparak kazandığı gelir bir hizmet karşılığı geliridir. Bir
şirketin aynı işi yaparak para kazanması bir ticarettir. Çünkü
şirket kar etme amacıyla kurulur. Kar ayrıdır, hizmet ayrıdır.
Bu ikisinin arasındaki ayrımı koymak lazım. Dedik ki 595 çıktığı
zaman belediyeleri dışlıyorsunuz. Belediyeleri dışlıyorsunuz
ama yükümlülükler de getiriyorsunuz. Yani özellikle ruhsatı
verecek, bilgi üzerine inşaatı durduracak, yıkacak, vesaire bir
takım olayları dışlıyorsunuz. Kamusal hizmeti özelleştirdiğiniz
zaman hedeflediğiniz hizmeti, amaçladığınız hizmeti yerine
getiremezsiniz. Şimdi sevgili arkadaşlarım kanun çıktı, bu
yenisi çıktı. Dikkatimizi çekiyor 27 ilden 19 ile indirildi
biliyorsunuz pilot illerin sayısı. Bir inceleme; incelemelerin
sonuçlarını kısaca anlatayım. Sanıyorum daha öncede birçok
yerde anlattık.
İl merkezleri itibariyle
çünkü ilçelere dalacak olursanız Türkiye’nin %90 küsuru 1.
derece deprem bölgesi ama il merkezi itibariyle 32 ilimiz 1.deprem
bölgesinde, il merkezleri itibariyle. Kanunda kaç il? 19 il. Bu 19
ilden 13 tanesi 1. deprem bölgesi. 19 pilot il, 13 tanesi 1. derece
deprem bölgesi geri kalan 6 il 2. bölge, 4. bölge, 2. bölge, 2.
bölge, 3. bölge, 2. bölge diye devam ediyor. Yani 1. derece
deprem bölgesi olmayan iller bu kanun kapsamında. Peki 32 ilden 13
ili çıkardınız, 19 kaldı. Peki bu 13 il nerede? Yani Türkiye’de
1. derece deprem bölgesi olmasına karşın kanunun kapsamına
girmeyen 13 il nerelerde? Onlar 3194’te. 3194 ne? Bakanlığa göre,
bakanlar kuruluna göre, meclisin çoğunluğuna göre Türkiye’de
yapılmayan bir denetimin kanunu. Yani siz diyorsunuz ki özetle 1.
derece deprem bölgesinde 13 ilimizin çokta önemi yoktur. Bunlar
1. derece deprem bölgesinde olabilirler ama burada yapı denetimi
yapmamıza gerek yoktur. Nedir olay peki? Sevgili arkadaşlarım
1994 yılı DİE’nün hane halkı gelirleri anketi var. O hane
halkı gelirleri anketinden biz aldık, bütün illere göre sıraladık.
1.derecede İstanbul geliyor biliyorsunuz %30 küsurlarla 2. derece
vesaire gidiyorsunuz. İşte böyle. Bu 19 il ne biliyor musunuz? Bu
kanun kapsamında 19 il? Bu 19 masada ki sıralama arkadaşlar. Yani
en zengin iller var. Ama bunların arasında 2. derece, 3.derece,
4.derece deprem bölgesinde olan iller var.
Ama yoksul olup ta yani milli
gelirden aldığı pay düşük olup ta 1. derece deprem bölgesinde
olan ama kanun kapsamında olmayan iller var. Şimdi bunun yenilir
yutulur yanı yok. Onu söyleyeyim. Yani hakikatten ben şok olmuştum
bu rakamları gördüğüm zaman. Şimdi bunu siyasetçiler farklı
anlamlarda isterlerse değerlendirsinler, ben o noktada değilim.
Ben sadece kamusal hizmet kavramının önemini vurgulamaya çalışıyorum.
Bu 19 il, zengin iller oldukları için oralarda yapı denetim
kuruluşlarına pazar var, diğerlerinde pazar yok. Kamusal hizmet
dediğimiz olay budur ve kamusal hizmetin en önemli olduğu nokta
budur. Çünkü burada siz insanların can ve mal güvenlikleriyle
doğrudan doğruya ilgilisiniz. Hadi yol, su kaçınılmaz, çağdaş
olma savını taşıyan her ülkede olması gereken altyapıları,
onları bir tarafa bıraktım. Doğrudan doğruya can güvenliğini
ilgilendiren bir konuda siz diyorsunuz ki vallah kusura bakmayın
siz yoksul bir ilsiniz, burada yeteri kadar pazar yok, yapı denetim
kuruluşlarına onun için ben buralarda -işlemediğini iddia ettiği
3194’e göre- sizi kaderinizle baş başa terk ettim. Tekrar ifade
etmekte yarar var. Yapı denetim alanında, konusunda TMMOB’nin
iki tane temel kaygısı, iki temel çıkış noktası var.
Birisi yapı denetimini yapı
üretim sürecinin tamamına yaymayan bir anlayış. İkincisi ise
kamusal bir hizmet olan yapı denetimini kamusal hizmet olmaktan çıkarıp
bunu doğrudan doğruya bir ticari noktaya getirmek var. Buradan kısaca
meşhur 4708’e ilişkin bir iki noktaya değineceğim. Çok uzun
değinmemize belki gerek olmayacak, çünkü burada yasanın yapısına
ilişkin, belediyelerdeki sorunlarına ilişkin, hukuk yapısına
ilişkin arkadaşlarımızın görüşlerini hep beraber dinledik.
Dolayısıyla ben sadece kendi açımızdan önemli bulduğumuz
birkaç noktayı gündeme getireyim. Şimdi yapı denetim kuruluşları,
ne oluyor yapı denetim kuruluşları?
Yapı denetim kuruluşlarından
bundan önce bir il, ilçe denetim komisyonları vardı, onlar çalışmadı.
Onu söyleyeyim. Birkaç yerde çalıştı oralarda da bize karşı
müthiş, ilginç bir tepki geldi. Biz diyoruz ki yapı denetim
kuruluşlarını denetleyecekseniz eğer, komisyonlarda biz görev
almak istiyoruz. Nitekim Odalarımız özellikle dört odamız, bu
konuda yer almak istediler. Kimi yerlerde bir kişi ile sınırladılar,
kimi yerlerde hiç çağrı yapmadılar, kimi yerlerde toplanıp
sadece kişilerin şikayetlerini dinlediler. Bu denetim komisyonları
çalışmadı. Şimdi ne oluyor? Şimdi siz bakanlıktaki beş kişiye
Türkiye’deki yapı denetim kuruluşlarının faaliyetlerini
denetleme görevi veriyorsunuz. Sevgili arkadaşlarım mümkün mü?
Bunu siz Bakanlığın bünyesinde teşvik edebilirsiniz, yani İl
Bayındırlık Müdürlerini görevlendirebilirsiniz ama olmaz. Çünkü
İl Bayındırlık Müdürleri aynı kanunun gerekçesinde yapı
denetimini sağlayamadığı için suçlanan kuruluşlar. Yani bir
taraftan diyorsunuz ki bunlar zaten yapamıyor bu işi, öbür
taraftan diyorsunuz ki hadi bunları denetle. Şimdi demek ki yapı
denetim kuruluşları denetimsiz.
Tabi burada ilginç şeyler
var. Bir sicil olayına değineyim de; şimdi sevgili arkadaşlarım
bu yasalar çıkarılırken biz de kendi görüşlerimizi meclisteki
siyasi partilere, milletvekillerine, bakanlara anlatmak için hayli
dolaştık. Kulağımıza çok ilginç öyküler anlattılar. Şimdi
bakın ben yönetmelikte olan bir maddeyi size açıklamak
istiyorum. Şimdi eskiden başka şeyler vardı. Şimdi denetçi
mimar veya denetçi mühendis ile ilgili sicil raporu; şimdi bu
sicil raporunu kim veriyor? Belediye veriyor. Şimdi sicil verilecek
hususları okuyorum. Denetlediği proje ve yapım süresince, neyi
denetleyecek? Belediye denetleyecek. Yani mesleki denetçi mimar
veya mühendisin mesleki etik ve kurallar ile mevzuata hakimiyetinin
notunu verecek. Kim veriyor, tekrar soruyorum? Bunlar bu işi
beceremiyor, yapamıyor diyorlar kanun gerekçesi. Kim? Belediye. Şimdi
mühendis ve mimar odalarını dışlamak için öylesine bir çaba
harcamışlar ki zaten kanunun neredeyse her maddesinde ortaya çıkıyor.
Bir meslek mensubunun meslek ahlakına ve mevzuatına hakim olup
olmadığını meslek odasına denetlettirmiyor, belediyeye
denetlettiriyor. Şimdi güler misiniz, ağlar mısınız bilmiyorum
ama devam ediyor, yine yapı denetim kuruluşunun sicil raporu var.
Şimdi arkadaşlar yapı denetim kuruluşu bir tüzel kişiliktir,
bu tüzel kişiliğin sicil notlarında yine belediye tarafından
verilmesi gereken sicil notlarında neler var biliyor musunuz?
Kuruluşun mesleki ve etik kurallar ile mevzuata hakimiyeti, şirketin
etik kurallara hakimiyeti. Fazla devam etmeyelim.
Niye
altı ay değil. Makina Mühendisleri Odasının uzmanlıkla ilgili
yönetmeliklerini hepiniz biliyorsunuz tesisatta. Yani siz buralarda
çalışacaksınız, kurallar geliştireceksiniz, bir arkadaşımızın
mesleki yeterliliğe sahip olması için ne tür bir bilgi, beceri düzeyinde
olmasına ilişkin teknik bütün çalışmalarınızı yapacaksınız,
arkasından Bakanlık diyecek ki; efendim 5 yıl, niye 5 yıl? Neye
göre sınırlayacaksınız. Bunları bu şekilde sınırlayamazsınız.
Arkadaşlar dünyada çok uygun şeyler var, farklı örnekler var.
Mimarlarda Uluslararası Mimarlar Birliği’nin iki yıl diye kabul
ettiği genel düzey vardır. ABD’de eyaletlerden eyaletlere değişir
ama 3-5 yıl arasında değişiyor eyaletlerden eyalete, bazılarında
4 yıl, bazılarında 3 yıl, kurallarını koymuş. Hangi
derslerden, nelerden, hangi konularda ne kadar deneyimi olduğuna,
bunlara varıncaya kadar yapmış, bakanlık diyor ki efendim 5 yıl.
Biz onun için karşı çıktık. Şimdi getirilen daha da ilginç;
12 yıl, peki neye göre 12 yıl? Arkadaşlar öyle bir madde ki ayrıntılarına
girmeyelim ama o maddeyi birazcık şöyle sağından solundan çekiştirmeye
kalkarsanız, 12 yıl mühendislik yapmış, bu arada da işte arada
sırada da proje veya yapı alanında çalışmış olan bir mühendise
dahi Denetçi Mühendis Mimar Belgesi verilebilir. Bu noktaya
getirdiler. Dolayısıyla ve kim alıyor Odaları tamamen devre dışı
bırakıyor arkasından da diyor ki, bunları ben vereceğim. Şimdi
söyledikleri de şu, biz 595’de sizleri üst komisyona davet
ettik gelmediniz, demek ki sizi cezalandırmamız gerekiyor. Yanlış,
biz üst komisyona katılmadık doğru, Yönetim Kurulu Kararı dahi
var bu konuda. Yönetim Kurulu Kararı ile biz buraya komisyona üye
bildirmedik üst komisyon bizim için hiç önemli değildi. Çünkü
Anayasa Mahkemesi’ne götürmeye karar verdiğimiz bir konuda açık
ve net şöyle bir düşüncemiz vardı dedik ki; Üst Komisyon
belge veren yani bir kuruluşa belge veren bir yerdir. Belge
verebilir zaten oy birliği diye bir şey yok verebilir. Bizim önem
verdiğimiz iki tane husus vardı belgeler, uzmanlık belgeleri ki
onu serbest bıraktık ve bütün odalarımız, o ilgili odalarımız
bunların belgelerini verdiler. İkincisi il ve ilçe komisyonlarıydı
çünkü bizleri esas ilgilendiren alan il ve ilçe denetim
komisyonlarıydı çünkü bu şirketlerin, yapı denetim şirketlerin
faaliyetlerini denetleyecek olan komisyonlar o komisyonlardı,
sicillerini verecek olan o komisyonlardı, bu nedenle onu önemsedik.
Bundan hiç kimse bahsetmiyor.
Evet
aslında bu yasayla ilgili belki söylenebilecek bir konu daha, bu
595’de de vardı, bu on yıl, on beş yıl gibi. Sevgili arkadaşlarım,
doğal afetlerin hangi periyotlarla meydana geldiği konusunda çok
çalışmalar yapılıyor, istatistikler var, yeni teknolojilerle,
yeni bilgilerle en azından enerji yoğunlaşması depremlerde veya
su gibi olayda meteoroloji çatlağı gibi ama, bilemezsiniz. 16. yılda
meydana gelirse ne olacak? Yani orada can güvenliği sağlanmış mı
olacak? Bu ciddi bir olay değil, bence yaklaşım doğru bir yaklaşım
değil, amacınız engellemek olmalıdır, amacınız bilim ve tekniği
kullanmak olmalıdır, amacınız bilim ve tekniği kullanarak
bunları tartışmama olmamalıdır. 10 yıl 15 yıl sorumluluk
meselesi çok önemliydi hatta ilk 595 çıktığı zaman Sayın
Bakan o zamanlar diyordu ki; efendim biz reform niteliğinde, devrim
niteliğinde bir kanun çıkardık, niye çıkardınız? İşte
sorumluluk sigortasını da getirdik. Sorumluluk sigortası yok
burada? Peki ne oldu? Nerde bu devrim kanunu, gitti mi, geriye mi
gitti? Onu tam olarak anlayamadık. Yapılması gereken bir, siz bir
kere mevzuatta yapı kurallarını, yapı kodlarını gündeme
getirmek zorundasınız. Bayındırlık Bakanlığı’nın asli görevlerinden
bir tanesi bu olmalıdır. Yapı kodlarını gündeme getirmediğiniz
zaman, düzenlemediğiniz zaman, bunları geniş katılımlarla
toplumdaki bütün taraflarıyla birlikte koymalısınız. İki, yapı
üretim sürecinin tamamını denetleyecek bir sistem geliştireceksiniz.
Yani ben şuna inanıyorum, İnşaat Mühendisi arkadaşlarımız
her zaman söylüyorlar, biz her şartta depreme dayanıklı bina
yaparız. Doğrudur teknoloji ona elverişli. Teknolojinin elverişliliği
toplumsal yarar üzerine değerlendirilemez ki. Siz bataklığın üzerine
de yaparsınız 50 katlı binayı ama bunun maliyetini, bunun
topluma olan maliyetini düşünmek zorundasınız. Dolayısıyla
bilim ve tekniğin gerekleri derken kamu yararı çerçevesinde
bilim ve tekniğin gerekleri diye açık açık koymak zorundayız.
Uzman mühendislikle ilgili olarak da tekrar söylüyorum. 601 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname çıktı, bir yığın ayrıntılar vardı,
efendim uzman mühendis şöyle olacak, sınavlar şöyle olacak, sınav
komisyonlarına varıncaya kadar tanımlandı. Bir yönetmelik çıktı
yeni kanunun iki üç katı büyüklüğünde, neredeyse derslerin
adlarına kadar her şey vardı. Bir sene sona birden bire bunun hiç
de yararlı olmadığını düşündüler. Peki onu neden çıkardınız?
Çıkardıysanız, şimdi neden iptal ediyorsunuz? Sebep nedir? İdarede
süreklilik denen bir kavram vardır. Odalarımız çalıştılar,
TMMOB çalıştı. Bunları ne yapacağız, nasıl geliştireceğiz
diye, bir Bakanlık bugün evet dediğine bir yıl sonra bu olmasın,
bunu kaldıralım diyor. Bu şundan kaynaklanıyor; söylemekte
yarar var, Bakanlık kendi içine kapanmış -siyasi iradeden söz
ediyorum- Sayın Nurettin ÇELİK arkadaşıma bunları söylemiyorum,
Bakanlık dediğim zaman karşımdaki siyasi bir otoritedir. Bu
siyasi irade Türkiye’de bence son derece yanlış olan bir şeyi
yapmak için elinden gelen her türlü çabayı gösterdi. Buradaki
temel fırsatı da, özelleştirme fırsatına da elini atmadı.
Bir,
yapı kodları gündeme gelmek zorundadır. İki, yapı üretim sürecinin
tamamı mutlaka ele alınmak zorundadır. Üç, bunun kamusal bir
hizmet olarak, yani yoksul bölgelerde oturan halkımızı, vatandaşlarımızı,
yurttaşlarımızı depremle baş başa bırakarak, kendi
kaderlerine teslim ederek değil, herkese, zengin ilde oturana da,
yoksul ilde oturana da eşit hizmet götürebilecek bir anlayışı
gündeme getirmek zorundayız. Teşekkür ediyorum.
Mehmet
SOĞANCI :
Sayın
Başkana teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlar şimdi söz
sizde.
Mehmet
KARCI :
Sayın
Başkan, değerli katılımcılar, bu fırsat için teşekkür
ediyorum. İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı
Mehmet KARCI. Tabi sabah sayın Genel Başkanımız konuşmalarında
ifade etmişlerdi, dünyada mühendislik mimarlık için yaklaşımda
bir yapı grubu odaları var, bir de bunun dışındaki odalar var.
Ama TMMOB açısından öyle bir yapıya ilişkin konularda hiç
olmazsa böyle bir öncelik yok maalesef. Bunun kanıtını nasıl görüyoruz?
Depremden sonra, 17 Ağustos depreminden sonra Bakanlıkla yapılan
görüşmelere TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’ndan bir
temsilci göndermek yerine, Peyzaj Mimarları Odası’ndan bir
temsilci gönderip, bu Peyzaj Mimarları Odası’ndan olan
temsilciyi halen daha yapı güvenliği, yapı denetimi konusunda görevinde
muhafaza etmektedir. Ben
TMMOB’nin bu süreçteki görevlerini tam olarak yapamadığı
muhalefetimi ifade ediyorum. İnşaat Mühendisleri Odasını
dışlayarak TMMOB’nin güçlü bir oda olamaz, yapı ile ilgili
hiçbir doğru söz edemez. Yapı denetimine ilişkin olarak ifade
edilen sorunların asıl kaynağı gerçekten de deprem korkusudur.
Ülkemizin 98 Afet Yönetmeliğinde ifade edilen deprem kuşağı sıralaması
yüzde 25’i 1. dereceden olmak üzere toplam yüzde 96’sı
deprem riski altındadır sevgili arkadaşlar. Biz İnşaat Mühendisleri
Odası olarak, bu yapı denetimi şöyle olsun, böyle olsun sözlerine
girecek kadar hem vakit yok, hem de şu an vakit kaybetmek
istemiyorum, hem de sizlerin vaktinizi almak istemiyorum. Ama şunu
söyleyeyim ki, hükümet yapı denetimini zaten istemiyor sevgili
arkadaşlar. Hükümet yapı denetimini istemiyor, sayın hocam saydı,
gerekçelerini saydı, biz zaten şu şu şartlardan dolayı bunun
geri döneceğini biliyorduk dedi. Peki hükümet kararnamenin
iptalinden sonra anayasa mahkemesinin gerekçeli kararını bekledi
mi? Fazilet Partisi’nin verdiği dilekçedeki unsurları göz önüne
aldı mı? Bunların hiç birisini göz önüne almadan, alelacele
hatta sayın arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi başka
Anayasa’ya aykırılıkları da monte ederek böyle bir yasayı çıkardı.
Sonuçta bu yasa esastan görüşülmeye başlandı. İlk oturumda,
belki de süre yine geçecek ama iptal edilecektir. Sonuçta söylenecek
Bakanlığın kendisini savunacağı konu nedir? Biz mühendislerin,
mimarların dediklerini yapmadık diye bu felaket büyüdü, sevgili
arkadaşlar deprem oldu biz korktuk ve Yapı Denetim Kararnamesi çıkarttık.
Peki mühendisler, mimarlar ne yaptılar? Kararnamede verilen
yetkileri ve görevleri kullanmayarak üstüne üstlük gidip bunların
iptali için ellerinden geleni yaptılar, iptal ettirdiler. Yasayı
çıkardık, yine iptal ettirdiler. Mühendisler, mimarlar yeni bir
yapı denetim sorumluluğunu üstlenecek kalitede değilse,
yeterlilikte değilse, cesarette değilse biz mühendissiz, mimarsız
biz ne yaparız, biz de vazgeçtik, herkes yapının altında kalsın
deyip, işin içinden çıkacaktır. Bunu biz yapamayız TMMOB
kararnamenin iptalinden sonra ortaya bir tasarı koyamamıştır.
Halbuki, ODTÜ’nün, hiçbir şey yapmasanız, ODTÜ’nün Ceyhan
depreminden sonra yaptığı çalışmayla gerçekten bütün
mevzuatın değişikliğini içeren hazır bir metni bile varken, bu
metni belki çalışmayla bu metindeki bazı kısım ayıklamaları
yaparak, bu metne sahip çıkarak, bu ülke için iyi şeyler yapılabilir
diye düşünüyorum. Şimdi görülen odur ki, sayın Başkanımızın
konuşmalarını dinlediğiniz, hem kendisinin konuşmaları
3194’e dönülürse bizim için bir sorun yoktur anlamına
geliyor, hem de diğerlerini 3194’le ilgili olarak bir takım
kuruluşları, belediyeleri veya yaptıkları çalışmaları
3194’ten kaynaklanan güvensizliğin tam olarak sahip çıkılmamasına
bağlıyorlar. Ama şurası muhakkaktır ki, Türkiye’de Marmara
depremlerinden sonra hiç kimse eski mevzuatla yapıların yapılmasına
devam edilmesini savunmamalıdır, savunamaz. Bir de mühendislik,
inşaat mühendisliği bu yapının içinde olmadığından yapılan
bir hatayı düzeltmek istiyorum. Sevgili arkadaşlar, 1975 Yönetmeliği
ile yapılan yapılarımız Marmara depreminde ortaya çıkan deprem
güçlerini karşılamaya zaten yeterli değildi, buna rağmen bir kısım
yapılar yüksek performans göstererek dayanmışlardır. Fay hattındaki
yapılar bile dayanmışlardır. Yani sayın Başkanımızın, söylediği
gibi mevzuatta elbette esaslı değişiklikler yapmak gerekmektedir.
Ama biz daha ülkemizdeki depremdeki deprem riskini, tam deprem
riskini karşılayacak yönetmeliği 1998’in başında yürürlüğe
yeni soktuk ve bununla ilgili hassasiyetlerin arttırılması için
elimizden geleni yapmamız gerekirken, ben şimdi buradaki konuşmaların
büyük ölçüde “efendim nerede ben neredeyim” anlamında olduğunu
düşünüyorum. Beş dakikayı aştığımı da düşünerek sayın
Başkana sabrı için teşekkür ediyorum.
Mehmet
SOĞANCI :
Arkadaşlar
soru olarak alacağız. Soru olarak ve hızlıca yapalım ki bütün
soruları arkadaşlar alabilsin.
Zeki
DİRİL :
Zeki
DİRİL Serbest proje ve müteahhitlik yapıyorum. Benim sorum şu,
biz Bayındırlık Bakanlığı’nın eksik çalışmaları için söyledik,
acaba Genel Merkez’de Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası,
Makina Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası
koordineli çalıştı mı? Bu soruyu şundan soruyorum, bu konuda
sekreterya düzeyinde özellikle odalarla gidip yaptığım çalışmalarda
bu konularda bu yönetmelik çalıştığı sıralarda gerekli
toplantıların yapılmadığı, görüş ayrılıkları olduğu yönünde
fikrim olmuştu. İkincisi, ikinci sorum, bu proje kota
tespitlerinde makinacıların, 60.000 m2, Elektrik Mühendislerinin
120.000 m2, Mimarların ve İnşaat Mühendislerinin
30.000 m2 tespit edildi, acaba bu konuda Elektrik Mühendisleri
Odası daha mı çok çalıştı? İki iş aynı çünkü.
Necmi
ZIHLI :
Sayın
oturum yöneticileri, sayın meslektaşlarım. Bir Yapı Denetim
Kuruluşu’nun mağduruyum, Necmi ZIHLI. 595 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye göre kurmuş olduğumuz A Sınıfı Yapı Denetim
Kuruluşumuz hiçbir iş yapmadan, anonim şirket olarak hiçbir iş
yapmadan, Bakanlıklardan gelen genelgelerle günlerini doldurmuş
ve hala kağıt üzerinde bir şirket olarak durmaktadır. Şimdi
konuşmalar da dikkat ettiyseniz, şu panel masasında dahi bir çelişki
görüyorum. Şöyle ki, sayın Nurettin ÇELİK konuşmalarında
%100 sermayenin Denetçi Mühendislerin olmasını söyledi, o
dikkaten kaçmış olabilir. Güney DİNÇ beyde bunun sadece mühendislerden
ibaret olmasını söyledi bu çok mühim bir farktır. Dolayısıyla
kanuna baktığınız zaman ve yönetmeliğe de baktığınız zaman
sadece ve sadece bunun %100 sermayenin, Yapı Denetim Şirketinin mühendis
olması gerekir...Ben o halde sorumu soruyorum 595’le bütün
kazanılmış olan haklar kazanımlar ortadan kalkıyor mu?
Celal
OKUTAN :
Efendim
yalnız soru değil de prensipte bir aynı doğrultuya varmamız lazım.
Ben Birlik Başkanımızın düşüncelerine katılıyorum. Çünkü
ana prensip şu yapı kodlarını yazmak Türkiye’de. Türkiye’nin
mevzuatı eskimiştir, yapı kodları yoktur. Yapıda denetim istediğiniz
konu yapıda yalnız güvenliği, sağlamlığı değildir. Ama bugünkü
Türkiye’de bir kod var deprem için. O yalnız yapı güvenliği
için kullanılabilir, yapı denetimi yapının sağlamlığı için
İnşaat Mühendisleri Odasının denetiminde gene kamusal bir
denetim olarak ya belediye ya da yapılacak bağımsız bir
organizasyon yürütür. Ama burada yetki kavgası yapılmıştır.
Ben Bayındırlık Bakanlığının son iki senedir çalışmalarında
hiçbir başarıya erişmediğini ve çok yanlış yaptığını bütün
yazılarımda belirtmiş durumdayım. Aynı durumda makina mühendisleri
olarak sizin uygulamalarınızda da gösterdim. Çünkü sizinde
verdiğiniz uzmanlık belgesi, onlar 12 sene demiş, siz bir sene
demişsiniz, hiç fark etmedi. Amaç mesleki kuruluşların para
toplamasıysa, bu mesleğin Sayın Güney beyin de dediği gibi
bilim ve teknik gelişme sağlanmaz, ancak destek verirsiniz öyle
yapabilirsiniz.
Eyüp
AKARYILDIZ :
Şimdi
yasayla ilgili çok çelişkiler var. Birinci sorum Bayındırlık
Bakanlığı Fen İşleri Müdürlüğü’ne ama hangi sıfatla
soracağımı da bilmiyorum. Çünkü yasada kendilerine verilmiş
bir yetki, görev şu bu göremedim, okudum yasayı, göremedim. Hazırlayan
sıfatıyla mı masada oturuyor, hangi sıfatla oturuyor onu da
anlamadım soruya nasıl cevap vereceğini ama ben yine de Bakan adına
diyerek sorayım. Sicil raporları bir kişiye verilecek sicili amir
verir. Amir o kişinin yanındadır, takip eder ve raporu kişinin
davranışlarına göre, faaliyetlerine göre düzenler. Bir
Belediye Başkanı makina mühendisini, elektrik mühendisini görmeden
nasıl sicil verecektir, neye göre sicil verecektir. Birinci sorum
bu. İkincisi, de ben de bir yapı denetim kuruluşu kursaydım, o
kuruluşun sahibi olsaydım, İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Başkanı gibi konuşurdum. Bunu kendilerine hatırlatmak istiyorum.
Çıkar sağlamak için hiçbir zaman oda yöneticileri bu
zeminleri, gazete demeçlerinde firma adını vererek de, ben şu
firmayı kurdum diyerek de yapmamalıdır. Yaparsa o Yönetim Kurulu
o kişinin orada kalmasını da gündemine almalıdır. Teşekkür
ederim.
Meftun
GÜRDALLAR :
Ben
sorumu Yüksek Fen Kurulu temsilcisine yöneltmek istiyorum. Meftun
GÜRDALLAR adım. Bu alanda güvence yaratabilmek sorumlulukların
tanımlanması ve hasarları telafi edilebilmesi amacıyla daha önce
bu kanun kapsamına dahil edilmek istenen sigorta kavramı niçin
kaldırıldı ve sorumluluk kişisel bazda nasıl tazmin ve telafi
edilecek? Diyelim ki, allah korusun, allah gecinden versin veya olup
olmayacağı konusunda bir fikir yürütmek istemiyorum ama, bir yıkım
yaşandı, yıkılan binalarda kim neresinden, ne kadar sorumlu,
hangi mahkeme nasıl tespit edip vatandaşın tazminatını nasıl
ödeyecek? Bunu nasıl değerlendiriyorlar. Teşekkür ederim
Zeki
ARSLAN :
Benim
iki tane sorum olacak. Zeki ARSLAN, İstanbul Şube Sekreteri.
Birincisi sicil olayını yerel idarelere bırakılmış ve yerel
idarede bugün gerçekliğe baktığımız zamanda, tuttuğu kişilerin
mühendis ve mimarlar olmakla beraber, fakat yerel idarelerde mühendis
ve mimar kadrosu olmayıp aynı zaman da yapı denetim süreci içerisinde
denetlemiş olduğu mühendislerin yetkinliğini ölçebilecek bir
kapasite olup olmadığı, bugün gerçekliğinde Türkiye’de yaşanan
sorunlar ve denetim süreci içerisindeki yaşanan 3194 sayılı süre
içerisinde bir gerçektir. Bu bizim ve hem Türkiye’nin, hem de
yerel belediyelerin kadro problemidir. Fakat bunu siyasi iktidar
bilmesine rağmen, böyle bir sicil işleme yetkisi vermek ne kadar
doğrudur? Bu bir, ikincisi, bu gün yerel iktidarlarda ve
idarelerde veya belediyelerde hangi belediyede inşaat, makina,
mimar ve elektrik mühendisi tam kadro olarak, bir tane bile olduğunu
nasıl ispatlayabilir. Bunun örnekleri var mı? Ben İstanbul’dan
biliyorum. Bu kadroya sahip olmayan bir çok belediyeler olduğu
biliyorum. Bu kadroya sahip olmayan bir yerel idare bu denetim sicil
sürecini nasıl yapabilir? İkincisi biliyorsunuz yerel idarelerde
mühendis ve mimarların başında idari amir bir mühendis değildir.
Daha ziyade o yerel idarenin siyasi düşüncesine yakın bir imam
hatiplide olabilir, bir kasap da olabilir, bu noktada mesleki etik açısından
da bu denetim sürecini ve sicil olayını nasıl tutacak. Bu önemli,
ikincisi yine yasayla adı geçen Bayındırlık Bakanlığı’na
verilen komisyon üyelerinin kimlerden oluşacağı belli değildir.
Yine aynı konu, yani Yapı Denetim Firmalarını denetleyen Yapı
Denetim Komisyonu içerisindeki bu komisyonun görevi tam tarif
edilmemiştir. İkincisi, bu konuda yine mühendis mimar tarifi
yoktur. Bu konuda mesleki etik açısından da, mesleki yeterlilik açısından
da burası tamamen bir siyasi taraf tutarak böyle bir yapı denetim
sürecini nasıl denetleyecek? Teşekkür ederim.
Süleyman
ULAŞOĞLU :
Süleyman
ULAŞOĞLU. Tokat Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğü. Belediye
elemanı olduğum için bu sorunlarla ilgili birçok notlarım var
ama yalnız soru sorulması gerektiği için sorular sorup geçeceğim.
İlk sorum Nurettin Beye daha önce çok yakından takip ettiğim için
biliyorum, daha önceki açıklamalarda bu kanunun en önemli ayağının
zorunlu sigorta olduğu söylendi ve bu yerleşti. Bu bir sistemse,
bu sistemin en önemli ayağı zorunlu sigorta denildi. Peki daha
sonra ne oldu da zorunlu sigortadan vazgeçildi? Bunu çok çok
merak ediyorum. Bu birinci sorum. İkinci sorum 3194 Sayılı
Kanunun yürüdüğünü iddia eden var mı? Varsa, bilmiyorum,
varsa öyle biri onu da merak ediyorum. Üçüncüsü de Sayın Kaya
Başkanıma, bir bina yaptırmak, bir ev yaptırmak, ev yaptıranın
hizmetinde, kamu hizmetimidir, bu denetleme yoksa şahsa hizmet
midir? Teşekkür ediyorum.
Ener
PELİN :
Ben
epey soru koymuştum ortaya, sekiz soru, sizin haklı isteğinize
uyarak vazgeçiyorum. Bir tek soru soracağım. Ben denetim şirketleri
açısından bir soru sormak istiyorum. Sorum Güney DİNÇ Beyi
daha çok ilgilendiriyor, şimdi şöyle 595 sayılı yasaya göre
denetim kuruluşu -ben bir denetim şirketinin ortağı ve denetçisiyim
uzmanlık belgem, sertifikam da var onu belirteyim- şimdi 595 sayılı
Kanun Hükmündeki Kararnameye göre çalışma iznimiz Bayındırlık
Bakanlığı tarafından verildi ve tesadüfen yeni yasaya da
durumumuz uygun düşüyor. 20 kişiden ibarettir şirketimiz ve
20’si de mühendistir, biri hariç. Şimdi, şu anda yeni çıkan
yasada, 4708 Sayılı Yasada olmayan bir üçüncü sonradan çıkan
eki var, ek değil bir taahhütname isteniyor. Bu taahhütnamede bu
şirketin ortakları hiçbir şekilde mesleğini icra edemez ve
ticaret yapamaz. Bu maddenin doğruluğu üzerinde bir tartışma açmıyorum.
Bu haklı da olabilir, düşünülebilir ancak eski yasada ya da
yani Kanun Hükmündeki Kararnamede bu konuda bir şey yoktu, zorlayıcı
bir hüküm yoktu. Yasanın kendi içinde de böyle zorunlu hüküm
yok. Binaenaleyh bu durumda Güney Beye şunu sormak istiyorum, şirketler,
çünkü bizimki anonim şirketti, Ticaret Kanuna göre kurulur.
Binaenaleyh oradaki ortaklarımız daha önce böyle bir hüküm
olmadığından ve kurulu bir şirkette ortak idiler. Şimdi buna
durumları uymayan böyle bir taahhütname vermeyen kişiye nasıl
bir işlem yapmak gerekiyor? Şimdi ben şirketten bir arkadaşı
uzaklaştıramam çünkü Ticaret Kanununa göre böyle bir hakkım
yok. Bu durumda bu arkadaşlarımızın bir takım zararları söz
konusu olacak. Şimdi sayın Nurettin beye bu sorumu iletiyorum.
Burada ortaya çıkan uygunsuzlukta Bayındırlık Bakanlığı’nın
bir suçu var mıdır, yok mudur; Ve gerçekten iştirak ediyorum
demin ki konuşmacılardan birine Bayındırlık Bakanlığı her şeyden
evvel bu durum karşısında bir özür dilemek zorundadır diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
Özan PARLAR :
|