PANELLER |
YAPI DENETİMİNE ELEŞTİRİLER DEVAM EDİYOR |
Panel
Çözümü >>> |
-
teskon 2001'in ilk günü düzenlenen
ve MMO Başkanı Mehmet SOĞANCI tarafından yönetilen
"Yapı Denetim Mevzuatı ve uygulamada karşılaşılan
Sorunlar" konulu panele konuşmacı olarak TMMOB Başkanı
Kaya GÜVENÇ, İzmir Büyükşehir İmar Müdürü Fügen
SELVİTOPU, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yüksek
Fen Kurulu Üyesi Nutettin ÇELİK ve Av. Güney DİNÇ
katıldı.
-
29
Haziran 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4708 sayılı
Yapı Denetimi Yasasının yapı üretim sürecindeki
rolüne ilişkin çok boyutlu değerlendirmeleirn yapıldığı
panelde yasa bir kez daha yoğun elekştirilere hedef
oldu.
|
|

İzmir Büyükşehir
Belediyesi İmar İşleri Müdürü Fügen SELVİTOPU, Belediyelerin 595 sayılı KHK’nin yayınlanması
ile birlikte yoğun bir ruhsat müracaatı ile karşılaştıklarını
ve o günden bugüne kadar sürekli ruhsat dosyaları ile uğraşmak
zorunda kaldıklarını söyledi. Bu aşamada en büyük sorunun
KHK’nin genel bir yasa değişikliği şekliyle ele alınmamış
olması nedeniyle yaşandığını, 3194 sayılı imar kanunu ve
yönetmelikleri ile kararname arasında oluşan çelişkilerin nasıl
çözüleceği noktası olduğunu belirten SELVİTOPU
özetle
şunları söyledi;
İZMİR’DE
SON 1,5 YIL YAPI RUHSATLARINDA EN ZAYIF DENETİM SÜRECİ OLDU
“Belediyeler 10.04.2000
tarihinden son ruhsat verme tarihi olan 15.09.2000 tarihine kadar
sürekli olarak 3194 sayılı yasaya göre ruhsat verdiler. Bu aşamadaki
ilk sorun, imar durumu tarihi ve ruhsat müracaat tarihi yönünden
hangi dosyanın hangi yasaya göre değerlendirileceği, ikinci
sorun ise esaslı tadilat ve ilave ruhsatlarının ve ruhsat
yenilemelerinin yine hangi yasaya göre inceleneceği idi. Bu
konularda yayınlanan genelgeler, ne KHK ne 3194 sayılı yasa ve ne
de Büyükşehir İmar
Yönetmeliği ile örtüşmüyordu. Seminerlerde yapılan açıklamalar
ise hiçbiriyle çakışmıyordu. Ve bu ortamda İzmir Büyükşehir
Belediye sınırları içinde yaklaşık 881 adet yeni inşaat
ruhsatı verildi.
Eski dosyalar temizlenip 15 Eylül 2000 tarihinden itibaren 595
uygulamalarına geçildiğinde bizim tespit ettiğimiz iki önemli
eksiklik vardı;
-
Yapı Denetim Şirketlerinin yarıdan fazlası, proje
denetiminde gerekli hassasiyeti göstermiyordu.
Hatta bazı şirketlerden gelen projeleri, belediyeler meslek
odalarına göndererek
incelenmesini istemek zorunda kalıyordu.
-
Denetlenecek bölümün parası yapı denetim kuruluşu
hesabına yatırılmadan inşaatın devamına izin verilmemesi
gerekirken,
yapı denetim şirketleri bu hususa hiç dikkat etmiyorlardı.
Birinci taksidin hakedişine geldiklerinde binanın kabasının
bitmiş olduğunu görüyorduk.
595 sayılı KHK’nin
sorunları çözümlenmeye çalışılırken KHK iptal oldu. Bu
sefer de 595’e göre ruhsatlandırılmış dosyaları 3194’ün
fenni mesullük sistemine dönüştürmek için çalışmalara başladık.
YDK’lar iş bıraktı. Dosyalar yarım kaldı. Bu süreçte
595’e göre Büyükşehirde 345 adet yapı ruhsatı verildi.
595’in iptali ile yeniden yoğun ruhsat talebi başladı ve bu yoğunluk
yeni yasanın çıkması ile hız kazandı. 28.08.2001 tarihi itibarıyla
da bitti. 4708’e göre ise henüz hiç müracaat olmamıştır.
Denetimi
güçlendirmek için çıkarılan KHK ve Yasanın geçerli olduğu
yaklaşık 1,5 yıllık süreçte verilen inşaat ruhsatlarının en
az denetlenen ruhsatlar olduğunu düşünüyorum. Aslında yapıda
denetim sorunu tüm imar mevzuatını ilgilendiren bir sorundur ve
parçacı yaklaşımlarla çözülemez. Ancak bu konuda her şeyi yeni baştan yapmaya da
gerek yok. Bakanlığın elinde daha önce yaptırılmış olan bir
çalışma var. Bu çalışma imar planlarının yapımı ile başlayan
ve yapıda kalite denetimini içeren tüm uygulama sürecini
kapsamaktaydı. Bu çalışma tekrar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının
ve Meslek Odalarının görüşlerine sunulabilir.”
“BAYINDIRLIK
VE İSKAN BAKANLIĞI ÖZÜR DİLEMELİ”
Avukat Güney
DİNÇ ise
bir hukuk adamı olarak Yapı Denetim Yasasının aksayan yönlerini
gözler önüne serdi. Yasanın bu haliyle toplumsal etkilerinin de
olumsuz olacağını belirten DİNÇ özetle şunları söyledi:
“Yapı denetiminde bir
yasamaya gidildi. Bir yıl boyunca şirketler kuruldu, Odalar çalışmalarını
düzenlemeye çalıştılar. KHK’nin iptali ile onca emek ve zaman
boşa harcanmış oldu. Bunca boş uğraşın sorumlusu kimdir? İşte
bu noktada Bayındırlık ve İskan Bakanlığı özeleştiri yapmalıdır,
özür dilemelidir. Şimdi bu yapılmazsa sonrakiler de doğru
olmaz. Bakanlık “en iyiyi ben bilirim” tavrından
vazgeçmelidir. Çünkü yanlışlar ortadadır.
Yeni 4708 sayılı Yapı Denetimi Yasası Anayasa Mahkemesinin
denetiminden kaçmaya çalışan bir yasadır. Yasada yer almayanları
yönetmelikler geçirmek, o da olmazsa genelgelerle yorumlamak yolu
seçilmektedir. Ancak yönetmelikler de Danıştay’ın
denetimindedir. Genelgelerle yönetmek Ankara bürokrasisinin tarzı
olmuştur. Gelişmiş bir hukuk yapısı bu değildir.
Yasanın ikinci maddesi Yapı denetim Kurumların
sermayesinin tamamının mühendis ve mimarlara ait olmasını
söylüyor. Buradaki eksiklik yönetmelikte giderilmeye çalışılıp,
mimar, inşaat, makine, elektrik mühendisleri olarak isim konmaya
çalışılsa da bu sefer de yönetmelik yasaya aykırı oluyor. Bir
yapı denetim şirketinden ayrılan mühendis veya mimar en az 3 ay
başka bir şirkette görev alamaz diyor, neden? Sorunun hukuki bir
yanıtı yok. “Uzman mühendis” tanımı kaldırılıp
“denetçi mühendis” tanımını getiren Bakanlık, “denetçi
mühendis” unvanı verme yetkisini kendine almıştır. Ancak
denetçi mühendis olmak için Yönetmelikte yer alan “12 yıl
mühendislik yapmış” olmaktan başka bir kriter bulunmamaktadır.
Neden 12 yıl da, 3 yıl ya da 86 yıl değil? Başka ülkelerde de “uzman
mühendislik” alabilmenin
belli süreleri vardır ancak bu süre birtakım çalışmalar, kurs
ve sertifikaları öngörür ve belli kriterlere bağlanmıştır.
Böyle bir sınırlama yönetmeliğin konusu olamaz. Bu şekilde
keyfi bir uygulama hukukla bağdaşmamaktadır. Ayrıca Bakanlık 5
kişilik bir komisyonla Türkiye’deki bütün Yapı Denetim Kuruluşlarını
denetlemeye çalışmaktadır. Kısacası Yapı Denetim
Kuruluşlarının kendileri denetimsizdir.
Yapı Denetim
Laboratuarlarının ödeyeceği cezalar ise Bakanlığın döner
sermayesine ödenecektir. Bakanlık bu yasayla kendine bir gelir
kaynağı sağlamış oluyor. Vergiler harçlar yasayla konur. Ancak
burada döner sermaye her şeye yetkili görünüyor.”
YAPI
ÜRETİM SÜRECİ BÜTÜNSEL OLARAK ELE ALINMALIDIR
TMMOB Başkanı Kaya GÜVENÇ
ise 4708 sayılı Yapı
Denetim Yasasını “yapı üretim sürecinin hepsini kapsamaması”, ve “yapı
denetimini kamusal alandan çıkararak ticarileştirmesi” yönleriyle şiddetle eleştirdiklerini söyledi.
Türkiye’de resmi açıklamalara göre 32 ilin 1. derecede deprem
bölgesinde yer aldığını belirten GÜVENÇ, yapı denetim yasasında ise denetimin 19 ille sınırlandırıldığını,
ayrıca bu illerin hepsinin birinci derece deprem bölgesi olmadığını
söyledi. Birinci derece deprem bölgesinde yer alan ancak yapı
denetimi uygulanmayacak olan 19 ilin neden denetim dışında bırakıldığının
yanıtının ise çok acı bir gerçekliği ifade ettiğini
söyleyen Kaya GÜVENÇ, “çünkü bu 19 il yoksuldur. Yapı denetim şirketleri
için iyi bir pazar değildir. İşte kamusal hizmet tam da bu
noktada ortaya çıkmaktadır. Yapı denetimi yasasının özündeki
rantçı ve ticari yaklaşım en acı şekilde kendini burada
göstermektedir. Oysa yapı denetimi imar mevzuatı ile birlikte ele
alınmalıdır. Depremlerdeki büyük yıkımların en önemli
nedeni ham arsadan imarlı yapıya geçiş sürecinin bütünüdür.
Yapı üretim süreci dört aşamada ele alınmalıdır.
Bunlardan ilki plan, ikincisi proje,
üçüncüsü yapım ve dördüncüsü
izleme - garanti süresidir.
Oysa Yapı Denetim Yasası yalnızca yapım
aşamasını,
bunun da sadece “statik”
noktasını
ele almakta ve doğal olarak son derece yetersiz kalmaktadır. “
dedi.
Bayındırlık
Bakanlığı Temsilcisi Nurettin ÇELİK ise Yapı denetim Yasasının
çıkarılma sürecini, 595 sayılı KHK ile 7804 sayılı yasa arasındaki
fark ve benzerlikleri anlattı.
17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin ardından TUS denilen
ve üstlendiği yapının yerini bile bilmeyen kişiler üzerinden
uygulanan sistemin yerine Yapı Denetim Kuruluşlarının ikame
edildiğini, Kamu Yapılarının her iki yasada da denetimden muaf
tutulduklarını, 595 sayılı KHK gereği kurulan ancak işlemeyen
il ve ilçe yapı denetim komisyonlarının yasada kaldırıldığını
söyledi.
Nurettin
ÇELİK, 595 Sayılı KHK’nin iptal edilmesiyle 10 Nisan 2001
tarihinden itibaren yeniden 3194 sayılı yasaya göre ruhsat verme
uygulamasına dönüldüğünü ve bu süreçte yoğun başvurularla
8.300 adet yeni yapıya ruhsat verildiğini söyledi.
Dinleyenlerden
gelen yoğun soruların yanıtlanmasını ile devam eden panellerin
ayrıntılarını Panel Çözümü'nde okuyabilirsiniz. |
|
TESİSAT MÜHENDİSLİĞİNDE UZMANLIK TARTIŞMASI |
Panel
Çözümü >>> |
-
V. Ulusal
tesisat Mühendisliği Kongresinin üçüncü günü gerçekleştirilen
“Tesisat Mühendisliğinde Uzmanlık ve Sertifikalandırma”
konulu panele MMO’yu temsilen Emin KORAMAZ, Bayındırlık
Bakanlığından Mithat EMRE, İTÜ’den Nilüfer EĞRİCAN
ve TTMD’den Celal OKUTAN katıldılar. Paneli prof. Dr.
Ali GÜNGÖR yönetti.
|
|
teskon
2001’in önemli başlıklarından
“uzmanlık ve sertifikalandırma” konusunun ele alındığı
panel tarafların farklılaşan görüşleri ile oldukça tartışmalı
geçti. Konuşmacılar konuyu kendi kurumları açısından ele alırken,
ortak dilin oluşması ve ortak yaklaşımın yaşama geçirilmesi
konusunda tartışmaların daha bir süre devam edeceği izlenimi
oluştu.
Panelde
ilk konuşmayı yapan MMO temsilcisi Emin KORAMAZ, MMO’nun
tesisat mühendislerinin meslek örgütü olduğunu vurgulayarak son
iki yıldır Odanın konuyla ilgili çalışmalarını anlattı.
Yasal düzenlemelerin sağlıklı şekilde oluşturulmamasının çalışmalara
olumsuz etkilerini anlatan KORAMAZ, yapı denetimi
konusundaki yasal sürecin ve KHK ile yapılan ilk düzenlemenin ardından
hız kazanan uzmanlık ve sertifikalandırma çalışmalarının aslında
Oda bünyesinde daha önceden başladığını ve 1999’da yapılan
37. Oda Genel Kurulunun konuyla ilgili yönetmelik ve düzenleme
yapma yetkisini seçilecek Oda Yönetim kuruluna görev olarak verdiğini
anımsattı. 1993’de düzenlenen ilk Tesisat Mühendisliği
Kongresinin ana temasının da uzmanlık ve tesisat mühendisliğinde
“profesyonellik” olduğunu belirten KORAMAZ, 1997’deki
kongrede konunun detayları ile tartışılmasına devam edildiğini
söyledi. Odanın uzmanlık, meslek içi eğitim ve sertifikalandırmada
etkin rol almasının “kurumun doğası” gereği olduğunun altını
çizen KORAMAZ özetle şunları söyledi;
“Dünyanın her yanında uzmanlığı meslek odaları vermektedir.
Dernekler gönüllü birlikteliklerdir ancak Odalar zorunlu
birlikteliklerdir. Odalar bu yöndeki çalışmalarını yaparlarken
üniversitelerle işbirliği içinde olmalıdırlar. Ancak “uzmanlığı
piyasa belirler” değerlendirmesine katılmıyorum. Odamız bir
uzmanlık yönetmeliği çıkarmıştır. Bu yönetmelikle amaç
kurallarla ölçülendirilebilir, aranan uzmanlık belgesi
verebilmek ve tesisat mühendisliğinin kalitesini yükseltmektir.
Meslek içi eğitim programları oluşturarak ve komisyonlar kurarak
yapılan değerlendirmelerle uzmanlığı objektif kriterlere dayandırmak
hedefindeyiz.”
Panele Bayındırlık Bakanlığı temsilcisi olarak katılan Yüksek
Fen Kurulu Üyesi Mithat EMRE, konuşmasının büyük bölümünü
TS 825’de yapılan değişikliğe ayırdı. İzleyenlerin konuyla
ilişkilendirmekte zorlandığı konuşmasının içinde “uzmanlık
ve sertifikalandırma” konusunda Bakanlık görüşlerini ifade
etmeyen EMRE, uzmanlığın yapı denetimi yasası ile gündeme
geldiğini belirtti.
Konunun üniversite ayağı temsilcisi olarak konuşan Prof. Dr.
Nilüfer EĞRİCAN ise üniversitede edinilen bilginin mutlaka
meslekici eğitimlerle pekiştirilmesi gerektiğini, aksi halde 3
– 4 yılda eskiyen bilgilerle kaliteli mühendislik yapmanın mümkün
olmadığını söyledi. Mühendisleri kongre, sempozyum, seminer
gibi, etkinliklere sürekli katılmaya davet eden EĞRİCAN,
tesisat mühendisliği alanında uluslar arası
en önemli meslek içi eğitimin ASHRAE tarafından organize
edilmekte olduğunu, 3-4 bin kişinin katıldığı bu kongrelerde
kursların büyük ilgi gördüğünü söyledi. 1999’da ASME Türkiye
bürosunun kurulduğunu belirten EĞRİCAN, ASHRAE’nin de böyle
bir şubesinin kurulması gerektiğini vurguladı.
Uzmanlıkta üniversitelere önemli rol düştüğünü savunan
Prof. Dr. Nilüfer EĞRİCAN, Makine Mühendisleri Odasının kurs
ve seminerlerini önemli bulduğunu ancak Oda yayınlarının içeriğinin
zayıf olduğunu ifade ederek geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Mühendislere öncelikle öğrenmeyi öğretmek gerektiğini
belirten EĞRİCAN, üniversitelerin de kendi eğitim
kalitelerini belgelendirmeleri gerektiğini savundu. Türkiye’de
30’dan fazla makine mühendisliği bölümü olduğu halde
bunlardan yalnızca ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesinin kendilerini
uluslar arası ABET kuruluşuna akredite ettirdiğini söyledi.
İTÜ’nün de akredite olmak üzere yoğun çalışmalarda bulunduğunu
belirten EĞRİCAN, uzmanlık ve sertifikalandırmada üniversitelerin
etkin olmasına vurgu yaptı.
Panele TTMD’yi temsilen katılan Celal OKUTAN,
tesisat mühendisliği alanında “yetki kavgası” yaşandığını
belirterek, “bakanlık kendi içinde yetkinliği kanunlarla ben
veririm diyor, 595 sayılı KHK ile başlayarak mesleği düzenlemeye
çalışıyor. İmar mevzuatını 40 – 50 yıl önce Almanya’dan
alınan yasalar oluşturuyor. Yapı kotları bile yok. Belediyeler
de işin içinden çıkarıldı.”
Dedi. Meslek Odalarının yaklaşımlarında ise ayrıntılara
girilmediği sürece sorun görülmediğini ancak ayrıntılarda önemli
yanlışlar bulunduğunu savunan OKUTAN, “uzmanlık” yetkinlik”
kavramları üzerinde durdu. Makine Mühendisleri Odasının iyi
niyetli davranıp yanlış yaptığını iddia eden OKUTAN,
Odadan uzmanlık belgesi alan mühendislere “paralı uzman
belgeli mühendisler” nitelemesinde bulundu. Gerçek uzman mühendislerin
yapı denetim kuruluşlarına girip çalışmayacakları savunan
OKUTAN, Odaların eğitim verebileceklerini ancak sınav yapıp
uzmanlık belgesi veremeyeceklerini söyledi.
Konuşmacıların
ardından panelin sorular bölümünde bir çok delege söz alarak
soru yöneltti. Ancak Panelistlerden Prof. Dr. Nilüfer EĞRİCAN ve
Celal OKUTAN uçaklarının kalkacağı gerekçesi ile
soru cevap bölümüne katılmadılar. Konuşma ve soruların
uzaması ile süresini aşan panel, konunun daha uzun süre tartışılacağına
işaret eden bir sonuçla noktalandı. |
|
| |
|
|
|