KONGRE BÜLTENİ
teskon 2003 Kongre Bülteni

mühendislik yolunda / yol hikayeleri

Elif AYDOĞDU


    Sayın Enis BURKUT öncelikle okuyucularımıza sizi kısaca tanıtarak başlayalım isterseniz.

1944 yılında İzmir'de, Alsancak Vapur İskele-sinin karşısında bir evde doğdum. Babam İzmir'de teknik malzeme satan ender işletmelerden Ali Kaptan Deniz Malzemeleri Mağazası'nın sahibiydi. Bu mağazayı 1928'de dedem kurmuş. Burada o zamanki gemilerde bulunan bir çok teknik malzeme bulunurdu. Gemiler buharlı olduğu için buhara ait her türlü malzeme de vardı mağazada. Ben ilk rulmanları, kancaları, manometreleri orada gördüm. Yani teknik görgüm Ali Kaptan Deniz Malzemeleri Mağazasında başladı diyebiliriz.

İstanbul Galatasaray Lisesi’nden mezunum. Benim gençliğimde önemli dil Fransızcaydı. Tüm ticari işler Fransızca mektuplarla olurdu. Fransa'da bir devlet mühendislik okulu olan ve Lyon'da bulunan I.N.S.A. Politekniği Makina Mühendisliği Bölümünden 1967 yılında mezun oldum. 

    Fransa'da ne kadar kaldınız? Oradaki günlük yaşama ve eğitime ilişkin gözlemlerinizden söz eder misiniz?

Fransa'da 4,5 yıl kaldım. Benim okuduğum okul sanayi şehri olan Lyon'da son derece modern, pratiğe dönük bir mantıkla kurulmuş, şehrin sanayicileri ile ortak çalışmalar yapan bir okuldu. Okuldaki tüm laboratuarlar sanayiye hizmet verecek şekilde planlanmıştı. Her çarşamba öğleden sonraları sanayiden konuşmacılar gelip bize kendi konularını anlatırlardı. Bu konuşmaların çoğu hala aklımdadır. Genç beyinlerde unutulmuyor bu tür uygulamaya dönük bilgiler. Bu tarz konuşmaları ben Türkiye'deki üniversitelerde vermek istiyorum, rastladığım profesörlere söylüyorum. Son sınıflarınıza konuşma yapayım diyorum maalesef bugüne kadar sadece iki üniversite benden bunu talep etti. Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği ve Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Fakültesinde birer kez konferans verdim. Ben eğitimde sanayi ile iç içe olan kişilerin üniversitede konferans vermelerinin öğrenciler açısından son derece faydalı olduğuna inanıyorum. Bu konu neden yeterince önemsenmiyor onu bilmiyorum. Ben madem Fransa'da bu bilgileri aldım, kendimi eğitim kuruluşlarına karşı borçlu hissediyorum, bu borcu ödeyeyim diyorum ama hiçbir ücret talep etmediğim bu konferanslar için yeterli davet alamıyorum. 

    Türkiye'ye döndükten sonra mesleğinize kolay başlayabildiniz mi?

Okul bittikten sonra Türkiye'ye geldim. Gelir gelmez Deniz Kuvvetlerinde 24 ay askerlik yaptım. Şanslıydım, 18 ay tamamen mesleğimle ilgili geçti. Deniz K. K. İnşaat Emlak Dairesinde mühendis olarak görevlendirildim. Bina tesisatı projelerinin ihalelerinin kontrolü işlerini yaptım. 1969-1971 yıllarında askerde tanıştığım meslektaşım Erol BAYSAL ile bir şirket kurduk Ankara'da. O gün için Türkiye'de çok yeni olan sanayide radyasyon ısıtması, toz toplama, klima gibi konularda bir çok proje yaptık. Bu konuda daha da gelişebilirdik ama 1971 yılında Türkiye'nin geçirdiği derin ekonomik kriz nedeniyle firmamızı kapatmak zorunda kaldık

Daha sonra Alarko'nun İzmir Şubesinin kuruluşunda görev aldım. İzmir Şubesi Alarko'nun hem mamullerini satıyordu hem de Ege Bölgesindeki tüm şantiyelerden sorumluydu. O yıllarda tekstil yatırımlarını devlet teşvik ediyordu. Büyük tekstil fabrikalarının klima santrallerinin taahütlerinden yani işin yaratılmasından, pazarlanmasından tutun da şantiyelerin sorunlarının giderilmesine kadar her sorunu Şubeden çözüyorduk. Alarko'da 4 yıl çalıştım. Alarko'da iken İstanbul'a taşınmayı istemiyordum, Fransızca bilmemden dolayı rahmetli Üzeyir Garih bana Alarko'nun tüm Fransa işlerini veriyordu. Alarko'nun Fransa ile ilişki kurduğu bütün şirketlere gidiyordum, kurslarına gidiyordum, malzemeleri görüyordum, sonra gelip onları Alarko'ya tanıtıyordum. İzmir'de olmama rağmen Fransızca bilgim nedeniyle böylesi bir işi alabilmiştim. Bu iş Üzeyir Garih ile birebir temas halinde olmamı sağladı. Kendisinden çok bilgi aldım. Kendisine müteşekkirim. Çok verici bir insandı. Bilgi saklamayan, konuşan, paylaşan bir insandı.

    Sektörde Enis Burkut dendiğinde akla "SU" geliyor. Su ile çalışmaya ne zaman karar verdiniz?

1984 yılında ikinci kez serbest çalışmaya başladım. O zaman sadece su değildi konumuz, klima, pompa, borulama, izolasyon gibi konularda yine sanayiye hizmetle başladık işe.

Sanırım 1986 yılında devlet otelciliğe teşvik verdi. Bizi tanıyan sanayiciler büyük tonajlı havuzlarını yapmamızı istediler. Havuzda tesisatın dışında suyun derin kimyası ve mikrobiyolojisi giriyor işin içine, merak edip öğrenmeye başlıyorsunuz. Beni suya iten ikinci şey ilk serbest çalışmalarımda Çanakkale Dardanel Donmuş Gıda fabrikasına iki yıl süre ile danışmanlık yapmış olmamdır. O dönemde onlara ahtopot döğme makinası dahil ilginç makinalar icat etmek gerekti. Bu sırada da gıda mühendisleri ile birlikte çalıştık. Burada da suyla ilgili birçok problem çıktı. Tüm bunlar suya olan merakımı artırdı ve sanayide kullanılan suların iyileştirilmesi işleri çıktı. Su konusu çoğaldıkça sanayi-ye yaptığım diğer işleri yavaş yavaş terkettim. Çünkü su sürekli öğrenmek gerektiren bir şeydi, kimyaya yaklaşan ve çok değişkenliği olan, yaşayan ve her yerde de kullanılan bir şey su...

    Endüstriyel tesislerde kullanılan suyun kalitesinin önemi nedir?

Suyun kalitesi yalnız kullanıldığı tesisatın veya sanayi tesisinin ömrünü uzatmıyor, aynı zamanda üretilen ürünün kalitesine doğrudan etki ediyor. Bir ürü-nün üretiminin herhangi bir aşamasında su kullanılıyorsa o suyun kalitesi ürünün kalitesi ile ilgili çok önem kazanıyor. 

Su; enerji santrallerinde, gıda ve tekstil sektörlerinde de çok önemli. Enerji santrallerinde bir buhar kazanının randımanı son derece önemli. Kilowat başına ücret önemli olduğu için oradaki her türlü randıman ince ince hesaplanı-yor. Suyun kalitesi randımanı çok etkiliyor. Buhar kazanı içinde en ufak kireç olmayacak çünkü kireç izolasyon maddesi gibi davranıyor. Tekstil boya-yan fabrikalarda su çok önemli. Boyanın tonları ve kumaşın yumuşaklığı gibi şeyleri suyun kalitesi belirliyor. Biz Burkut Su Tekniği olarak ağırlıkla tekstil sektörüne hizmet veriyoruz. 

    Sayın Burkut "Su Yönetim’inden söz ediliyor? Nedir su yönetimi?

Su yönetimi benim anlayışıma göre bir fabrikanın ihtiyacı olan suların önce temininden başlayarak fabrika içinde değişik kullanma yerlerine göre gerekli kalitelerde suyun hazırlanması, o suların atılmadan önce tasfiyesi, atık kanunlarına uygun deşarjı ve sanayi tesisi uygunsa o suların tekrar geri kazandırılıp kullanılmasıdır. Bu tekrar kullanım konusunda yurt dışında çok fazla çalışma yapılıyor. Burada söz konusu olan sadece suyun iyileştirilmesi değil aynı zamanda prosesin de iyileştirilmesidir. Su yönetimi deyince bütün bunları kapsayan bir sistem geliyor benim aklıma.

    Ulusal Tesisat Mühendisliği Kongrelerinin de sürekli katılımcısısınız. Kongreyi değerlendirmenizi rica etsek.

Ben 1993 yılındaki ilk Kongreden bu yana Tesisat Mühendisliği Kongrelerine ve Sergiye katılıyorum. "Su Tesisatın Kanıdır" diye bir bildiri sunmuştum. Ben gerçekten kendimi bu işin içinde hissediyorum. Her yıl stand açıyoruz. Hem şirketimizi tanıtmak hem de Oda'ya destek vermek için katılmaya devam edeceğiz. Her yıl Kongreye yeni bir şey getiriyoruz. Bu yılda yine yeni şeyler tanıtacağız. Konumuzu çok iyi biliyoruz, o nedenle standımız çok hareketli geçiyor. Orada sorulan sorular bana ilham kaynağı da oluyor.

    1999 ve 2001 krizlerini Burkut Su Tekniği nasıl yaşadı?

İlk başta anlattığım gibi, daha ilk gençlik heyecanı ile Ankara'da serbest çalışmaya başladığımızda, genç yaşta çok mesafe katetmiş ve çok şeyler başarmıştık. Fakat 1971 krizi bir anda işimizi durdurmuştu. İşte, tecrübesizlik nedeni ile atlatamadığımız bu 1971 krizi bana çok büyük bir ders olmuştu. Bundan sonra "yeme, kenara koy, krize hazır ol" tekniğini kullanarak hayata devam ettim. 1984 de başlayan ikinci serbest çalışma hayatımda Türkiye bir çok krizler atlattı, fakat bizim şirket hepsinden sağ salim çıktı. 

    Sizin çevre sorunlarına ilişkin duyarlılığınızı da biliyoruz. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? 

1973 yılında MMO İzmir Şubesinde Özden ERTÖZ ve Sedat İSLİMİYE ile birlikte Çevre Sorunları Komisyonu kurmuştuk. O dönemde İzmir'de hava kirliliğinden söz edilmezken biz MMO'da da hava kirliliği ile ilgili gazetecileri toplayıp bir panel yapmıştık. Gazeteciler bize çok gülmüşlerdi, İzmir'in havası kirlenir mi diye. Bugün geldiğimiz noktanın habercisiydi o günler. Yine o zaman İzmir'in kanalizasyon ön projesi hazırdı. Ben Oda adına bu projeyi inceleyip bir rapor yazmıştım. Bakın 30 yıl sonra hala İzmir'in kanalizasyon şebekesi yüzde yüz tamamlanmış değil. Yolların yağmur suyu kanalları ayrılması gerekiyor hala bunların tamamlanmadığı yerler var. Örneğin Bornova Özkanlar'ın arka sokaklarında hala çok yer kanalizasyon şebekesine bağlanmadı yağmur suyuyla beraber doğrudan körfezin içine akıyor. 

    Son olarak meslektaşlarınıza mesajınız var mı?

Tesisatın kanı su olduğu için şimdi proje mühendisleri bu cihazın içinden nasıl olsa su geçecek diye yaptıkları projenin içine kullanılacak suyu saflaş-tıracak cihazları da koymaya başladılar. Belki mantık doğru ama tesisat mühendisi neyin bilgisini ve deneyimini kazanıyor hayatta; akışkanlar mekaniği dediğimiz akışkanları biliyor, onun basıncını biliyor, ısıyı çok iyi biliyor boruları biliyor. Fakat su yalnız bir akışkan değil aynı zamanda korozif bir madde, çoğu zaman kireç bırakan, bakterileri taşıyan ve çoğaltan bir madde. Su problemli bir sıvı, doğada aynı anda 3 farklı fazda bulunur, buz, buhar ve sıvı. Tabiatta ayni anda 3 fazda bulunan başka bir sıvı yoktur. Hemen içinde mikroplar üretir. Tesisat mühendisi bunun eğitimini almıyor. Tesisat projesi uygulamaya geçtikten bir süre sonra bakıyorsunuz bakteriden dolayı borular tıkanmış ya da sanayinin ürettiği malda bir sorun çıkıyor. Büyük projelerde tesisat mühendislerinin bir su danışmanı ile çalışmaları lazım. Ben ona inanıyorum.

 Kongre Bülteni Reklam Koşulları